BÖLÜM 1: İlk Sızı
Yazar: Dennis Soikan

Başlıyoruz, hazır mısınız? “Daha hızlı olmalısın.” Ne kadar süredir koştuğumu bilmiyordum. Ciğerlerim göğüs kafesimi parçalamak istermişçesine şişmişti ve nefesim tükenmek üzereydi. Ucu bucağı bitmek bilmeyen, ay ışığıyla aydınlanan ormanda nereye gittiğimi, neyden kaçtığımı bile bilmiyordum ama kafamın içindeki ses durmadan koşmamı, arkama bile bakmamamı tekrar edip duruyordu. “Vaktin kalmadı, oyalanmayı bırak!” O gür ses bana emirler yağdırmaya, hakaret etmeye durmadan devam ediyordu. Neden kaçıyordum? Kimseye bir şey yapmamıştım ki ben... “Soru sorma, koş!” Nereye gidiyordum? “Kaldır o koca kıçını ahmak!” Duymak istemiyordum. Bir yandan koşuyor bir yandan kulaklarımı tıkamaya, artık bu duyduklarıma bir son vermeye çalışıyordum ama başaramıyordum. Kimden kaçıyordum? “Sakın arkana bakma!” Ve ben yapmamam gereken o şeyi yaptım, arkama baktım. O, hemen arkamdaydı ve beni yakalamak üzereydi. “Aaaa” Çığlık atarak uyandığım o iğrenç sabahlardan biri daha. Bitmek bilmeyen, kendini tekrar eden kâbuslarım kafamın içini esir almıştı sanki. Anneme göre stresli olduğum için bu kâbusları görüyordum ve zihnimi boşaltmam gerekiyordu. Sosyal hayatımda görünüşüm yüzünden ne tür muamelelere maruz kaldığımı biliyordu. Bu kâbuslara da insanların neden olduğunu düşünüyordu ama sanki farklı bir şey var gibiydi. Adını bile koyamadığım, farklı bir his. Annem, her sabah kahvaltısında benimle konuşur, kendimi sevmemi öğretmeye çalışırdı. Ancak ben bunu beceremezdim. Bir kez bile aynadaki yansımama sıcak bir tebessüm gönderememiştim. Aynada gördüğün kişiyi sev, derdi annem. Kusurlarıyla kabul etmemi isterdi. Lakin aynaya baktığımda gördüklerim hiç de sevilecek türden değildi. Yağdan kalınlaşmış basenlerim, kollarım; özgürlüğünü ilan etmişçesine sarkan göğüslerim... Onları nasıl sevebilirdim ki? Bu görüntüyü kim severdi ki? Kusurlarımı sevemiyordum ve hiçbir zaman da sevmeyecektim. Bu durum her ne kadar sosyal hayatımda beni asosyalleştirmiş olsa da bundan şikâyetçi değildim. Ne kadar az insan o kadar az küçümseyici bakış, felsefem vardı ve buna gönülden bağlıydım. Kimseyi görmek istemiyor, aralarına karışmaktan kaçıyordum. Elimde olsaydı eğer okula bile gitmezdim. Buna sebep olan ise diğerlerinden fazla olan kilolarımdı. Yoklama esnasında adım okunduğunda bile sesim öylesine az çıkıyordu ki bazen ben bile duyamıyordum. Fark edilmek istemiyordum. Birilerinin beni görmesini istemiyordum. Mecbur kalmadıkça konuşmak, sesimi çıkarmaktan kaçınıyordum ki insanlar bana bakmasın ya da bedenimle ilgili soru sormasın. Kalabalığın içinde hissettiğim yalnızlığı kitaplar sayesinde dolduruyordum. Günümün çoğu ya kitap okumakla geçiyor ya da yazı yazmakla zira bunları yapmadığımda gerçek hayata dönüyor ve aynadaki benliğim yüzüme bir tokat gibi çarpıyordu. Buna elbet bir son vermem gerekiyordu ama kendimi hazır hissetmiyordum. Bugüne dek uyguladığım tüm diyetler, aç kalmalar beni sağlıklı bir çözüme ulaştıramamış aksine beni hasta etmişti. Ben Deniz Soykan, bedenimin beni getirdiği bu durumdan muzdarip, hayatını düzene sokmaya çalışan bir lise öğrencisiyim. Ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı ama elimden gelen her şeyi deniyordum. Görünüşümü değiştirmek için her şeyi yapmama rağmen etkisini görememenin hayal kırıklığını içimde taşıyorum. Bu durum sosyal hayatımda arkadaşlarımı bile benden çalıyordu. Söyledim ya içimde kocaman bir yalnızlık vardı. Okul koridorları kalabalıktı ama benim için değil. Her teneffüs gittiğim tek yer kütüphaneydi. Beni anlayan, beni eleştirmeyen, aşağılamayan ve görünüşümle dalga geçmek yerine yanımda olup beni başka diyarlara götüren gerçek dostlarımın olduğu yer. Huzurlu olduğum ve dış dünya ile olan bağlantımın kısa süreliğine koptuğu yer. Sanırım şu dünyada en çok sevdiğim ikinci yer okul kütüphanesi. Birincisi kendi kütüphanem. Ne kadar kendimden nefret etsem de kütüphanemi kendimden bile çok seviyorum. Her gün o kitap kokusunu almak huzur veriyordu bana. Ve birisi daha bana mutluluğu ve huzuru tattırıyordu. Çok sevdiğim birisi. Ben…