kusurlu

9. Bölüm

Yazar:

kusurlu - Glsahmaran kitap kapağı
kusurlu kitap kapağı

Okulun son zili koridorlarda yankılandığında, Blair için gün daha yeni başlıyordu. Sırasını ağır ağır topladı, kitaplarını çantasına yerleştirirken etrafındaki gürültüye rağmen kendi zihninde, sessiz fanusundaydı. Sınıftan çıkıp kalabalığa karıştığında yüzünde hem bu günün yorgunluğunu hemde sabah kazandığı zaheferin neşesini belirten nazik gülümseme vardı. Yanından geçen alt dönem öğrencilerin ona hayranlıkla bakmasına alışmıştı; onlara hafifçe başıyla selam verdi. Sonunda yoğun kalabalıktan kurtulup koridorun tenha bir köşesine ulaştığında telefonunu çıkardı ve rehberinde "Şoför" yazan numarayı aradı ve sesini ayarlamak için bir kaç defa öksürdü. "Görünüşe göre bugünkü konsey toplantısı beklediğimden daha uzun sürecek gibi duruyor," dedi, sesindeki o hafif mahcup tonu koruyarak. "Beni bir saat sonra arka taraftaki , spor salonunun çıkışından alırsan harika olur." Telefonu kapattığında dudaklarındaki o kibar kıvrım hâlâ oradaydı ama sesindeki mahcup tını yok oldu . Blair, ana kapıya doğru akan insan selinin tersine, okulun en eski ve ıssız kanadına doğru yürümeye başladı. Güneş batmaya yüz tutmuş, koridorlardaki turuncu ışıklar yerini gri gölgelere bırakmıştı. Adımları spor salonunun gıcırdayan demir kapısına ulaştığında, kütüphane binasının ikinci katında bir gölgenin onu izlediğinden habersizdi. Gideon, elindeki ağır kitabı yavaşça kapatmış, Blair’in o zarif adımlarla gizli bir randevuya gidişini bir avcı dikkatiyle seyrediyordu. Blair’in bu "durağan samimiyetinin" altındaki yalanın kokusunu, Gideon çoktan almıştı. Okulun sınırlarından çıktıktan sonra Blair, şehrin daha gri, daha bakımsız mahallelerine doğru ilerledi. Modern binaların yerini dökülen sıvalara ve paslı demirlere bıraktığı bu bölge, onun içindeki ruh halini yansıtıyordu. Belirli bir süre sonra blair sanki terkedilmiş gibi duran çocuk parkına ulaştı, paslı salıncakların rüzgarda çıkardığı o tiz gıcırtı boş sokaklarda yankılanıyordu. Sanki terk edilmiş bu hayalet mahallenin tek tanığı o salıncaklardı. Blair in buluşmak için geldiği kişi olan şef Miller, eski bir bankta oturmuş, pardösüsünün yakasını kulağına kadar çekmiş bir şekilde Blair bekliyordu. Blair’in yaklaştığını görünce yerinde huzursuzca kıpırdandı. "Gelmene sevindim Blair," dedi Miller, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "Ama burada olmamız her saniye ikimiz için de çok büyük bir risk." "Riskleri boş ver Miller," dedi Blair. Sesi hâlâ yumuşaktı ama bu yumuşaklığın altında buz gibi bir kararlılık yatıyordu. "Bana o adamdan bahset. Ailemin gizemli ölümünde parmağı olan o adamdan! Onu gerçekten buldunuz mu?" Miller derin bir nefes aldı ve titreyen elleriyle çantasından siyah, kalın bir zarf çıkardı. Zarfı uzatırken sanki içindeki şey elini yakıyormuş gibi bir ifade vardı yüzünde. "Bulundu Blair. Ama evinde ya da saklandığı herhangi bir özel yerde değil... eski bir liman deposunda. Polislerin bile içeri girdiğinde midesinin kalktığı bir halde." Blair, Miller’ın tereddüdünü umursamadan zarfı aldı. İçindeki fotoğrafları çıkardığı an, dünyadaki tüm sesler kesildi. İlk karede, loş bir ışık altında bir sandalyeye bağlanmış adamı gördü. Ancak bu bir cesetten çok, bir vahşet abidesiydi. "Blair bu alelade bir cinayet vakası değil," diye fısıldadı Miller. Blair’in kulakları uğuldamaya başlamıştı. "Adamın dilini bir çok parçaya kopartmışlar. Tırnaklarını tek tek sökmüşler... Adli tıp raporu, tüm bunlar yapılırken adamın kalbinin hâlâ çarptığını söylüyor. Can çekişmesini saatlerce, belki de günlerce uzatmışlar. Bu düşündüğün kadar basit bir cinayet değil Blair, bu saf bir vahşet." Blair fotoğraflara bakarken ellerinin titremesini engellemek için tırnaklarını avucuna geçirdi. Adamın gözleri ölü olmasına rağmen sonuna kadar açıktı. Blair o gözleri gördükten sonra büyük bir tiksintiyle beraber zihninde sanki o adam konuşuyor gibi hissetti ve ona "Neden?" diye soruyordu. Ve aklında miller’ın "adamın kalbi hâlâ atarken yapmışlar" cümlesi beyninde devasa bir çan gibi yankılanıyordu. "Bunu kim yapabilir?" diye mır…

Bölümün tamamını WritePad'de oku