5. Bölüm
Yazar: Glsahmaran

Valenmorelar yetimhanenin devasal paslı kapısından içeri adım attıklarında, zaman sanki bir anlığına durdu. Lane onları pencereden süzdü, binanın yorgun duvarlarının adeta bu insanların ihtişamı karşısında utançla geri çekiliyor gibiydi. Kadın, kusursuz bir zarafetle ayakta duruyordu; üzerindeki sade ama pahalı elbisenin kumaşı ışığı bir elmas gibi kırıyor, onu ulaşılamaz bir tanrıça gibi gösteriyordu. Yanındaki adam ise daha sert, daha köşeliydi. Bakışları etrafı süzmüyor, adeta bir radar gibi her ayrıntıyı analiz ediyordu. Lane, odada ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmiş beklerken kalbi göğüs kafesinde ağır bir ritimle vuruyordu. Bu, bir kurtuluş muydu yoksa yeni bir kafesin anahtarı mı, henüz bilmiyordu. Valenmorelar içeri girip karşısına oturduklarında, odaya yayılan koku pahalı deri ve taze yağmur gibiydi.“Lane,” dedi kadın, sesi kadife kadar yumuşak ama bir o kadar da kendinden emindi. “Ben Evelyn Valenmore. Bu da eşim, Richard.”İsimler kulağına çok büyük ve fazla düzgün geldi. Evelyn, onu soru yağmuruna tutmak yerine sadece gözlerinin içine baktı. Lane’i tamir edilmesi gereken bir oyuncak gibi değil, fırtınada kalmış ve liman arayan bir çocuk gibi görmeye çalışıyordu. Richard ise daha sessizdi ama Lane onun bakışlarındaki o "tartma" hissini duyumsuyordu. Richard, Lane’in söylediklerinden çok, dudaklarının arasındaki o titremeyi anlamaya çalışıyordu.Görüşme bittiğinde Lane, her zamanki mesafeli ve kontrollü duruşuyla ayağa kalktı. Koridor ona her zamankinden daha dar, duvarlar daha üzerine geliyormuş gibi hissettirdi. “Lane,” diye seslendi Ray arkasından. Sesi alçak ve babacan bir tondaydı. “Bu insanlar sana gerçekten iyi davranacak. Bu teklif... senin için büyük bir fırsat. Güvende olursun.”Lane durdu ama arkasına dönmedi. “Ben geleceğimi istemedim Ray,” dedi, sesi bir fısıltıdan halliceydi. “Ben sadece annemle kalmak istedim.” Ray bir süre sessiz kaldı, ardından o yıkıcı cümleyi kurdu: “Annen yaşasaydı, senin böyle bir şansın olmasını isterdi.”Lane aniden döndü. Gözleri doluydu ama o yaşların akmasına izin vermeyecek kadar çok canı yanmıştı. “Annem yaşasaydı,” dedi sesi titreyerek ama buz gibi bir kararlılıkla, “beni kimseye vermezdi.” Ama lane de biliyordu bu teklifi kabul etmekten başka çaresi yoktu. Bu yetimhanede unutulup gitmek yerine onun da bu hayatta ilerlemesi gerekti , en azından kendi ayakları üzerinde durabilecek kadar gelişmeliydi ve bu yüzden lane her ne kadar istemesede bu aileyi kabul etmişti. Yani artık resmiyette Lane diye birisi yoktu. O isim, yetimhanenin tozlu dosyaları arasında gömülmüştü. Artık o, Blair Valenmore’du. Evelyn ve Richard ona yeni hayatının kurallarını nazikçe anlattılar: O yıllarca yurt dışında kapalı bir eğitim görmüş, şimdi ise sosyeteye tanıtılacak olan "kayıp" kız evlattı. Valenmore Malikanesi’ne vardıklarında devasa demir kapılar, Lane’in geçmişini dışarıda bırakmak istercesine sessizce kapandı. Bahçenin büyüklüğü karşısında başı döndü. İçeri girdiği anda onu yaşlı ama dimdik duran bir adam karşıladı.“Hoş geldiniz, küçük hanım,” dedi adam hafifçe eğilerek. “Ben David. Bu evin baş kahyasıyım.”David’in bakışlarında diğerlerinden farklı bir şey vardı; o, sanki lane tüm gerçekliğini görebiliyor gibi bakıyordu. Lane evde küçük hanım olarak onu ilk kabul eden de o oldu. Lane , Blair olarak geçirdiği ilk aylar, beklediğinin aksine bir rüyanın içindeymiş gibi aktı. Malikanenin koridorları yetimhane gibi boş değildi; her duvarda bir yaşanmışlık, her fotoğrafta bir hikaye vardı. Lane, sık sık o fotoğrafların önünde durup Evelyn ve Richard’ın gençlik hallerini incelerdi. Gülüşlerinin ne kadar gerçek olduğunu merak ederdi. Bir sabah David yine onu orada çerçeveli fotoğraflara bakarken buldu. David, elindeki tepsiyi uzatmadan önce lane'e uzun uzun baktı. “Buraya hemen alışmak zorunda değilsiniz küçük hanım,” dedi ölçülü bir sesle. “Ama isterseniz... zamanla olur.” lane odağını resimden çekip David'e verdi ve David’in gözlerinin içine baktı. “Ya olmazsa?”David omuz silkti, bilgece bir…