kusurlu

4. Bölüm

Yazar:

kusurlu - Glsahmaran kitap kapağı
kusurlu kitap kapağı

Hollow Creek Yetimhanesi’ndeki ilk aylarında Lane, çevresine görünmez ama aşılması imkansız surlar örmüştü. Kimseye bakmıyor, kimseye cevap vermiyor; bedeni o soğuk koridorlarda dolaşsa da ruhu hala o yangın merdiveninde, annesinin son bakışına asılı duruyordu. Yaşamak, onun için sadece bir nefes alışverişiydi, bir varoluş değil. Ancak Max ve Alex, bu surların dibinde biten inatçı sarmaşıklar gibiydiler. Lane onları ne kadar iterse, onlar o kadar yakına geliyordu. Max, yemekhanede gürültüyle yanına oturuyor, en komik sakarlıklarını abartılı bir neşeyle anlatıyordu. Bazen Lane’in dikkatini çekmek için bilerek tepsisini düşürüyor, bazen sarsak bir hareketle sütünü Lane’in önüne döküyordu. Alex ise sessiz bir gölgeydi. Hiç konuşmazdı ama mutlaka her gün Lane’in yatağının kenarına ya da kütüphanedeki masasına bir kitap bırakıyordu. Ama her şeye rağmen Lane, onlara sadece buz gibi bakışlarla karşılık veriyordu; çünkü bakarsa, onların da en az kendisi kadar yaralı olduğunu göreceğini biliyordu. “Bize bakmıyor bile,” diye fısıldadı Max bir gün bahçede, hüzünle. Alex gözlerini Lane’den ayırmadan cevap verdi: “Çünkü bakarsa, bizim de canımızın yandığını görecek. O, şu an sadece kendi acısına tutunmak istiyor. Ama o zehir onu yutmadan bir şeyler yapmalıyız.” Bir gece yarısı, Lane odasında huzursuz bir uykunun içindeyken yatağının hafifçe sarsılmasıyla uyandı. Başucunda Max ve Alex duruyordu. Lane, kaşlarını çatarak doğruldu. “Yine mi siz? Gidin buradan. Uyumak istiyorum.” “Nefes alamıyorsun,” dedi Alex, sesi her zamankinden daha ağır ve ciddiydi. “Bu binanın havası artık sana zehirli geliyor Lane. Eğer dışarı çıkmazsan o zehir seni bitirecek. Gel bizimle. Sadece bir gece.” Lane reddetmek için ağzını açtı ama odanın o havasız, rutubetli sessizliği bir toprak tabakası gibi üzerine yığıldı. Haklıydılar. Boğuluyordu. İlk kez omuzları düştü ve sessizce yataktan kalktı. Bekçilerin yer değiştirme anındaki o kritik beş dakikada, Max’in bir şekilde ele geçirdiği paslı anahtarla yan kapıdan, özgürlüğe sızdılar. New York’un ayazı yüzlerine çarptığında Lane durdu. Derin bir nefes aldı. Bu hava canını yakıyordu ama yaşadığını hissettiriyordu. Sokaklar, yetimhanenin griliğinin aksine ışıl ışıldı. Devasa binalar gökyüzünü yırtıp geçiyordu. Lane, hayatı boyunca kapalı kaldığı o karanlık evden sonra bu şehrin gerçekliğine inanamıyordu. Bu kadar ses, bu kadar hayat nasıl bir arada var olabiliyordu? Onu eski, terkedilmiş bir binanın çatısına çıkardılar. Lane kenara yaklaştığında başı döndü. Alex sessizce yanına gelip fısıldadı: “Düşmezsin merak etme. Şehir seni tutar.” Aşağı baktığında insanlar birer karınca, arabalar ise bitmek bilmeyen ışık çizgileri gibiydi. O an Lane, evrenin merkezinde kendi acısının durmadığını fark etti. Aşağıdaki o milyonlarca ışığın her biri bir acıyı, bir korkuyu, bir yalnızlığı temsil ediyordu. Bu farkındalık onu küçültmedi; aksine, omuzlarındaki ağırlığın bir kısmını alıp rüzgara bıraktı. O gece çatıya oturdular ve buzlar eridi. Alex, sokaklarda nasıl aç uyandığını; Max ise hiç tanımadığı ailesinden kalan o dipsiz boşluğu anlattı. Lane de konuştu... İlk kez. Annesinin vedasını, babasının o korkunç kükreyişini anlattı. Kelimeler döküldükçe içindeki o zehirli boşluk biraz olsun kapandı. O gece yetimhaneye döndüklerinde artık üç yabancı değil, birbirinin yarasını ezbere bilen üç arkadaştılar. İki Yıl Sonra... Zaman, aralarındaki bağı sessizce ama kopmaz iplerle büyüttü. Aynı masada oturdular, aynı cezalara kaldılar. Kimse bunu yüksek sesle dile getirmiyordu ama onlar artık birbirlerinin seçilmiş ailesiydi. Ta ki o uğursuz güne kadar. Lane için her şey sıradan başlamıştı. Kahvaltıda Max’in gürültülü kahkahası yoktu ama "belki geç kalmıştır" diye düşündü. Öğlen oldu, bahçede Alex’i göremedi. Kütüphanedeki o gizli köşelerine gitti; orası da boştu. Akşam yemeğinde sandalyeleri hala boş kalınca, Lane’in içindeki o eski, tanıdık korku kıpırdamaya başladı. Bu seferki kızgınlık değildi, bir eksiklik hissiydi. Ertesi sabah Müdire Barbara…

Bölümün tamamını WritePad'de oku