(7) MÜHİM OLAN GERİDE KALANDIR
Yazar: sahra_milaa

Dudak / Edis... Neşe Zevahir... "Yüz ver görelim hadi zahirim, yetmez ki kalemi bana alimin." Dilimde dinlediğim şarkının nakarat kısmı dolanırken bir yandan da işlerimi hallediyordum. Gül ablanın restoranında garsonluk yapıyordum çünkü daha aşçı yamaklığına yükselecek kapasiteye sahip değildim. Siparişleri önüme koyan Şifa'ya tebessüm edip tepsiyi aldım. Deftere not ettiğim masaya servisi yaptıktan sonra tepsiyi tekrar götürüp Şifa'ya teslim ettim. "Ne dinliyorsun?" diye sorduğunu işittim. Bluetooth kulaklığımın tekini ona uzattığımda kulağına yerleştirdi. Ritmi duyduktan sonra dudakları kıvrıldı. "Sen de dışardan tatlı bir şeye benziyorsun, ama içinde yaramaz bir kız var." dediğinde kıkırdadım. "Herkes kadar," dedim ona göz süzerken. "Ooo," dedi Şifa. "Seni alan yaşadı bebito." "Bunu sen mi söylüyorsun." dedim şaşkınlıkla. Şifa'nın her adımı cilveydi. Şu an bile kasanın arkasında ritme uygun bedenini salladığına emindim. "Benim dışardan ne olduğum belli, sen yere bakan yürek yakansın." dediğinde göz devirdim. Şifa da burada çalışıyordu. Ama o gerçekten garsondu. Haklıydı, dışardan bakınca benim gibi çocuksu değil kadınsı duruyordu. Kahverengi saçlarını genelde kalın bukleler yapardı. Ela gözlerini eyeliner ile ön plana çıkarırdı. Kendini belli edecek kıyafetleri giyerdi ve genelde erkeklerin dikkatini çekerdi. "Ama bir kendinin farkına varsan off, havada kaparlar seni." dediğinde yüzümü buruşturdum. "Kalsın," dedim aksi bir tavırla. Bedenimle ön plana çıkmak beni rahatsız ederdi. "Oha memedali ohaaa," diyen Şifa'nın aynı zamanda gözleri de irileşmişti. Arkam kapıya dönük olduğu için içeri giren kişileri göremiyordum ama Şifa böyle bir tepki verdiğine göre yakışıklı erkekler girmiş olmalıydı. "Kızım bunlar Demirbilek Spor Kulübü'nün oyuncuları değil mi?" dediği zaman hemen arkamı döndüm ve boş bir masaya ilerleyen altı dev adamı gördüm. Vay be, dışardan bakınca ne kadar da havalı görünüyorlardı. Sanki onlar restorana girince sanki ortamın nüfüsu iki kat artmış gibi bir kalabalık olmuştu. Hepsi de yüksek ihtimalle antrenmandan çıkıp yemek yemek için buraya gelmişlerdi. Serhat abi de onlarla gelmişti çünkü. Gözlerim tamamen istemsizce Batı Alp'e ilişti. Siyah bir tişört, siyah kot pantolon ve deri ceket giymişti. Yeni duş almış ve direkt buraya gelmiş olacak ki saçları nemli görünüyordu. Yüzünde yine her zamanki o sert ifade vardı. Ben onu böyle hayranlık dolu bakışlarla izlerken hissetmiş olacak ki kara gözleri bana döndü. Belki benim durumumda olan bir kız bakışlarını kaçırıp utanırdı. Ama ben dişlerimi gösterecek kadar şirin bir şekilde sırıttım. El sallayacaktım da abartı olur diye vazgeçtim. Kaşları havalanırken dudaklarında hafif bir seğirme oldu. Tam net bir tebessüm olmasa da bu bile kalbimi hızlandırdı. Bu adam niye bu kadar yakışıklı. Batı Alp önüne dönüp masaya yürürken "Lavkıran gerçekten çok yakışıklı," diye iç geçiren Şifa'yı duydum. Kaşlarım çatılırken dudaklarım büzüldü. Onu tüm ülke izliyordu ama ben yine de kimse görmesin istiyordum. Bu çok saçmaydı, yani adı kıskançlık değildi herhalde bunun. "Pardon, garson Neşe buraya bakabilir mi acaba." diye seslenen Fatih'i duyunca dudaklarım kıvrıldı. Şifa onu çağırmadıkları için homurdanırken kalkıp masalarına doğru ilerledim. Defterim ve not kalemimi çıkarıp onlara beklentiyle baktım. "Ne alırdınız?" "Ne seçenekler var? Mesela vişneli kek var mı, Neşe yapımı." diyen Dursun'a başımı salladım. "Ne yazık ki burada yalnızca garsonum." "Tüh be," dedi Zafer elini dizine vururken. "Harcıyorlar kızı." Çıkışı karşısında kıkırdadım. "Daha o kadar usta değilim." "Nasıl ya, uydurma Neşesu o kekler çırak kekleri değil." dedi Sergen hayretle. "Sanki bana kırk yıllık gurme." diye ona takılan Salih'le Sergen göz devirdi. Kalemi deftere vurup sipariş beklediğimi belirttim. "Hmm," Fatih elini çenesine koymuş düşünüyordu. "Bize bir mönü falan vermen gerekmiyor mu?" diye sorduğu zaman gözlerimle masayı işaret ettim. Mönüyü görünce dişlerini gösterecek kadar sırıttı. "Antrenmanda başına…