(5) MUTLULUK KOLAY KAZANILIR
Yazar: sahra_milaa

Başa Sar/ Ege Can Sal... Neşe Zevahir... Bazen mutlu olmak o kadar kolay oluyordu ki. Mesela karşıma tahmin etmeyeceğim ama sevineceğim şeyler çıkınca çok mutlu oluyordum. Serhat abinin beni işe soktuğu yer Demirbilek Spor Kulübü'ne yemek çıkarmasının yanı sıra onun karısına aitti. Gül abla çok sempatik biriydi. Hemencecik kaynaşmıştık. Gastronomi okuduktan sonra bu restoranı kurmuş ardından işinin başına geçmişti. Buranın baş aşçısı oydu. Ben de şu anlık staj aşamasındaydım. "Sana verdiğim ödevleri yapacaksın sonra ertesi gün dersi geçip geçmediğine bakacağız." dediğinde başımla hevesli bir tavırla onayladım. Gül abla başlangıçta restoranda çıkan yemekleri öğrenmem gerektiğini söylemişti. Onları yapmayı öğrendiğim zaman aşçı yamağı olabilecektim. Şimdilik evde yemekleri deneyip garson kontenjanından yararlanacaktım. Sevdiğim işi yapmak hayalimdi. Gül abla saçlarına bağladığı beyaz başlığı çözdükten sonra bana baktı tekrar. "Hatta yaptığın yemekleri bizim çocuklara götür, onlara tattır. Yorum yaparlarsa senin için de ön alışma süreci olur. Ne dersin balım?" dediğinde dudaklarımı büzdüm. "Onlar da kabul ederse benim için sıkıntı yok." Başını sallarken koluma girip beraberinde beni de mutfak bölümünden çıkardı. "Ben onların ablasıyım. Tabi ki kabul edecekler." diye diktatör bir tavırla konuştuğunda kıkırdadım. "Senden iyi parti başkanı olurmuş." diye takıldığımda yüzünü buruşturdu. "Ay yok, sinir stres kaldıramam ben. Yaptığım yemeğe laf edeni topa dizesim geliyor, icraatlarıma laf edeni idam ederdim herhalde." dediğinde kahkaha attım. "Gül abla sen Türkiye'nin iyiliği için restoran yönetmeye devam et." dediğimde eliyle saçını geriye attı. "Ay yani yapamayacağımdan değil de erkekler daha beni başkan olarak görmeye hazır değil. Dünya beni kaldıracak kadar güçlü değil kuzum." dediğinde dudaklarımı içe kıvırdım. Gül abla aşırı özgüvenli bir kadındı. "Hem Serhat kıskanır beni, televizyona falan çıkamam. Bak yine kocam geldi aklıma. Ay nasıl da ponçik, pamuk şeker benim ballı topum." dediğinde kaşlarım havalandı. Takıma bağırdığı zamanlar ve öfkeli hali aklıma gelince çok da ballı topa benzetememiştim. Demek ki Serhat abi de herkese hır sana mır adamlardandı. Gerçi ballı topun üzerine shop yapılmış bir Serhat abi hayal edince de bir komik olmadı değildi. "Sen kendin gider misin? Yoksa ben bizim çocuklardan birini çağırayım mı?" diye soran Gül ablayla başımı salladım. "Gerek yok abla, giderim ben." Müşterilerin arasından geçip restoranın kapısından çıkıp sokağa adımlarken sokak lambasının ışığı yüzüme vurdu. "Olmaz balım!" diye itiraz etti Gül abla. "Saat geç oldu, ayrıca karşımıza çıkan haberler de malum. Saldıran köpek çok, çağırayım birini." dediğinde tekrar itiraz edecektim ki Serhat abinin sesini duydum. "Gerek yok Gül'üm." Başım sesin geldiği tarafa döndüğünde Serhat abiyi ve hemen onun yanında elleri ceketinin cebinde duran Batı Alp'i gördüm. Onu görmek beni şaşırtırken yüz ifadesinden onun da benden aşağı kalır yanı olmadığını farketmiştim. Sokak lambasının ışığı tam yüzüne düşüyordu. Siyah saçları olduğundan daha parlak görünürken film sahnesinden fırlamış gibiydi. Serhat abi Batı Alp'in omzunu sıvazlarken konuştu. "Batı götürür Neşe'yi." dediğinde bakışlarım Serhat abiye döndü. Keşke bir Batı'ya sorsaydık. "Abi gerçekten gerek yok, ben kendim giderim." dediğimde Serhat abi azarlayıcı bir bakış attı. "Bana bak küçük. Sana koruma mı tutalım?" dediğinde gözlerimi irileştirdim. "E daha neler abi?" "Sıkıntı değil abi, beraber gideriz." diyen Batı Alp olaya son noktayı koymuştu. Aslında zaten evlerimiz birbirimizin yolunun üzerindeydi. Fakat ben ona zorla bir şey yaptırmak istemezdim. Zaten onu intihar konusunda fazla darlıyordum. "O zaman konu halloldu." dedi Serhat abi bana bakarken. İtiraz etsem de kâr etmiyordu zaten. Başımı sallayarak onayladığımda "İyi," dedi Serhat abi. "Hadi gidin artık. Gel güllü bahçem." diyerek Gül ablayı içeriye çekiştirdi. "Serhat boşuna yaklaşmaya çalışma. Hala o yaptığını unutmadım." diye naza çekt…