7 | Körük
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Aşk kelimesi, Arapça aşekadan gelir. Aşeka, bir ağacı saran,besinini ağaçtan alan ve zaman içinde ağacı kurutarak öldüren sarmaşığa denir." ••• Hazar sanki can suyunu bulmuş gibi bir anda Berfe'nin belini kavrayıp kendine doğru çekti. Dudaklarında kaybolduğu her an sinirinin uçup gittiğini hissediyordu. Afili bir şey yapacağından hiç şüphesi yoktu lâkin bunu da beklemiyordu açıkçası. Büyük dumura uğramıştı. Berfe, beceriksizce Hazar'ın derin öpücüğüne karşılık vermeye çalışıyordu. Evet, bunu istiyordu. Onu öpmeyi has kendi iradesiyle istiyordu. Lâkin bu hislerden çok tenle ilgiliydi. Hazar'ın cazibesinin karşısında tutuklu kalmak gibi kötü bir alışkanlığı vardı. Ne bilsindi o böyle şeyleri? Yeni yeni tadına varıyordu tutkunun, şehvetin ve arzunun. İki ten ateş ile kavrulurken tutku ile harmanlanmıştı. Birbirlerinin dudaklarında sanki hayatı bulmuşçasına ikisi de geri çekilemiyordu. İkisi de geri çekilmek istemiyordu! Berfe en son dayanamayıp nefes nefese geri çekildiğinde gözlerini kaldırıp güneşin altında çam yeşiline dönmüş gözlere dikti bakışlarını. O da nefes nefeseydi ve gözleri büyük bir hayranlık ile çehresini tarıyordu. "Berfe..." diye soluduysa da ne diyeceğini bilemedi Hazar. İlk kez bu kadar tutuk kaldığını hissediyordu Hazar. Her lafa bir cevabı olan o değildi sanki. Gözlerinin içine bakmakta olduğu kadının karşısında dut yemiş bülbüle dönüyordu. Zaten son altı aydır onu gördüğü her an sessizleşiyordu Hazar. Elbette Berfe'yi o aşiret toplantısından önce de görmüştü. Merkezdeki lisesinden döndüğü bir gün değmişti ilk kez gözleri Berfe'ye. Yolun ortasında kalakalmıştı sanki annesini kaybetmiş küçücük bir çocuk gibi. Güneş gözlüklerinin siyah camının arkasından açık renk tenine değen güneşi seyrederken zemin ayağının altından kaymıştı. O günden sonra her gün aynı saatte o okulun karşı kavşağında bulur olmuştu kendini. Kim olduğunu biliyordu elbette. Ne kadar küçük olduğunu bildiği gibi... Lâkin yürek söz dinler miydi ki onu dinlesin? Dinlemezdi elbet! Hazar ne kadar kaçmak istediyse o kadar çok çekilmişti Berfe'ye. Ne yapacağını bilemez bir halde aylak aylak dolanır olmuştu ortalıkta. Sonra bir gün yengesi ve annesinin konuşmalarına şahit olmuştu. Kız kardeşi Lorin'in Özcan Bejindar'a vurgun olduğunu öğrendiği ilk an ne kadar sinirlendiğini yeniden hatırladı. O günden tam bir hafta sonra ise Lorin'in kaçtığına şahit olmuştu. Ne kadar kötü bir olay olsa da olacakları düşündüğü anda hızlanmıştı yüreği. Berfe'nin bir büyük ablası nişanlıydı ve şayet berdel olacaksa günlerce gözlerini alamadığı ve peşinden ayrılamadığı o küçük kadın ile olacaktı. O an hayatın oyunu karşısında şoka uğramıştı Hazar. Sanki bu evlilik olacağı için ona yanık olması gerektiğini düşünenler illa olacaktır. Lâkin bilmelidirler ki Hazar Koçman, o olay olmadan tam dört ay önce bir ahu göze vurulmuştu bile. "Ben..." dedi lâkin Berfe'de konuşamadı. Hazar kızın açık kahve gözlerine bakarken bir an küle döndüğünü hissetti. Bu dudakları, bu gözleri binlerce kez rüyasında görmüş olmalıydı. Ama gerçeğiyle kıyas bile edilemezdi rüyalar. Berfe Bejindar cehennemdeki cennet gibiydi. Bir yandan yakarken bir yandan da gül bahçelerine çeviriyordu yüreğini. Bedenini ateşe verip yüreğine çiçekler ekiyordu. Bu kadın onu mahvederken sevmeyi öğretiyordu. Sevginin tek seferlik olmadığını öğretiyordu Hazar'a. Tek sözüyle tüm dünyayı yakabilecek bir güçte hissediyordu o an Hazar. "Bu andan itibaren senin canın yansa önce ben ah derim, Yaban Gülü. Sarmaşıklarım bir sana zarar vermez, bir sen de söner içim." Berfe az önce Hazar'ın, "Helalimsin artık," dediğini anladı. Kirpikleri titreşirken dudaklarını ısırdı. Az önce neyin fitilini ateşlediğini bir bilebilseydi keşke. Fakat konu bahsi Hazar Koçman olduğunda hiçbir şey bilemiyor olmak artık canını sıkıyordu. "Alnımdan öpmeyecek misin?" diye sordu istemsizce. Hazar, başka anlamasa da sonradan jeton düştüğünde kocaman ve sımsıcak bir kahkaha…