15 | Düşüş
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Berfe, şaşkınlıktan kocaman açılmış koca gözleri ile şaşkınlıkla karşısındaki adama bakakaldı. Kulakları, duyduklarının şaşkınlığı ile uğuldarken yüreği dörtnala koşmaya çoktan başlamıştı. Şu an yaşadığı asla hayal edemediği şeylerdi. Ki kafasında ürettiği korku ütopyaları düşünüldüğünde yaşadığı hayatı cennet olarak adlandırabilirdi bile. "Ananım ben senin Hazar!" diye çıkışan Pelin Hanım son kozlarını oynuyordu. "Benimle ne biçim konuşursun sen, farkındasın?" Hazar, öfkeli bakışlarını annesine çevirirken sıkıca kavradığı bileğini bıraktı. Gözleri zemheri bir ifade ile annesine sağlanırken gram acıma hissiyatı dolmadı içerisine. Yıllarca en sevdiği evladı olduğunu biliyordu Hazar fakat annesinin yengesinden bir farkı olmadığını gördüğü günden beri muazzam bir sevgi besleyemiyordu artık. "Rengin Hanım ile senin bilediğiniz pençelerinizi Berfe'ye geçirmenize izin vermeyeceğim. Berfe benim eşim, bana Allah'ın ve ailesinin emanetidir. Şayet kılına zarar gelse şu saatten sonra ikinizden bilir ona göre davranırım." Dedikten sonra Berfe'ye ilerledi. Berfe'nin ince, narin ve küçük elini avucunun içine alırken hâlâ konuşmaya çalışan annesine döndü. "Son sözüm budur ana!" Hazar, eşini tuttuğu elinden peşi sıra çekerek mutfaktan çıktı. Yönlerini odalarına çevirdikten sonra arkasına dahi bakmadan ilerlemeye devam etti. Arkalarından ise bakmakta olan iki gudubet kadının da aklındaki fikir aynıydı. "Oğlun bu kızı tepemize çıkarak," diyen Rengin Hanım bir hayli öfkeliydi. Berfe'nin kendisine sarf ettiği sözleri düşündükçe çıldırıyordu. Şu yaşına kadar karşısındaki herkesi korkutup sindirmeyi başarmış olan Rengin Koçman, henüz on sekizindeki şu kıza yenilmişti ya diyecek söz bulamıyordu kendisine. "Sana fevri hareket etme demiştim ben Rengin Hanım. Durup dururken ilk günden saldırırsan böyle ağzının payını verirler." *** "Akşam yemeğini konakta yemek istemiyorum." Berfe, hayranlık dolu bakışlarını kocasına çevirmiş hayran hayran onu seyrederken sözlerini işitmemişti bile. Hazar, gözünün önünde elini sallayana kadar onu hayran hayran izlemeye devam etmişti. "Efendim?" derken şaşkındı. "Duyuyor musun beni?" Berfe, adamın güzel çehresine baktı. "Aklıma bile gelmezdi az önce yaşananlar," diye bir anda itiraf etti düşündüklerini. Hazar ise çapkın bir gülümseme oturttu dudaklarına. Ela gözleri karşısındaki kadının koca gözlerinde dolanırken içinde akışkan bir kıvam almıştı yüreği. "Güzelim," diye başladı sözlerine. Sanki beş yaşındaki bir çocuğa anlatırcasına devam etti. "Sen benim eşimsin. Sen bana armağansın. Nefret dolu geçen yıllarıma gönderilmiş sevgi babındaki tek gerçeksin. Karşına çıkan kim olursa olsun, sonucuna katlanmak zorunda. Bunu hâlâ anlayamadın mı?" Adamın sözleriyle mest olan Berfe eriyik bir kıvama bürünmüştü. Adamın karşısında her zerresine kadar erimişti. Hazar'ın elbette onu koruyacağını düşünüyordu ama annesine karşı bile bu kadar katı olabileceğini düşünmemişti. "Şimdi, hazırlan. Dışarıda yiyelim akşam yemeğini." Gözlerinde büyüyen tüm hislerine rağmen yalnızca başını salladı Berfe. Hazar'ın gözlerinde ve sözlerinde yitirdiği aklını toplamaya çalışmadı bile. Kabullendi. Bu adama kendini adayalı çok olmuştu. Her sözünde Berfe, bu hale gelecekti. Ayakları yerden kesilecek, gerçeklikten fersah fersah uzaklaşacaktı. Tek gerçeği olarak kalacaktı her zaman ki gibi Hazar. Tek gerçeği ve tek sevdiği... Üzerine güzel, belden oturtmalı tiril tiril bir elbise giydikten sonra aklına gelenle durdu. "E akşam düğün var," dedi saate ilişen gözleriyle. Hazar'da o an bunu yeni hatırlamış gibi avuç içini alnına geçirdi. "Ben bir takım giyeyim, sen de düğünde giyeceğini. Yemekten sonra geçeriz düğüne daha vakit var nasılsa." "Sahi, neden erken geldin? Daha geç bekliyordum seni," derken dolaptaki askıya uzandı. Elbisesinin asılı olduğu askıdan elbiseyi çıkardıktan sonra giyinmeye başladı. Hemen yanı başında bulunan Hazar'dan çekinmemesi gerektiğini kendine birç…