13 | İHTİRAS
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Hazar'ın sözleri bir ömür kulaklarında çınlayacak notalardı artık. Şimdi odasının camından seyrettiği arşa, havaya, suya ve daha nicelerine kazınmıştı o sözler. Gözlerine değen her yerde artık o sözlerin kalıntılarını görür olmuştu. Daha önce hiç bu kadar aidiyetlik hissettiğini hatırlayamıyordu kadın. Bu ailesine, sevdiği kişilere olan aidiyetlik hissenden apayrı bir histi. Ve bu hissi tarif etmek mümkün değildi. Yüreğe işlenmişti bir kere. Yürekte çınlıyordu... Bu saatten sonra hiç kimsenin gücü yetmezdi o hissi söküp atmaya. Zaman ise tekerrür etmekten bir hayli memnun, sadece geleceği anı beklemekteydi... Kadere yazılmıştı kanlı sözler. Kan akıtmadan da eriştirmeyecekti o mutluluk vaat eden günlere. Kanla başlamış başlangıçlar, kanlı bitecek sonlara mahkûmdur... (Oldların gözü yaşlı, yeniler ne diyor bu diyor sjsjsj Gelin'im okumamışlara selam olsun.) *** Düğün için erkenden kalktı Berfe. Gözlerinde uykusuzluğun kanıtları mevcuttu lâkin bunu umursamıyordu. Hazal'ın iyi dinlenmelisin sözlerini pek dinlemişe de benzemiyordu. Yüzünde içinde hissettiği katranlı mutluluğun timsali hafif bir tebessüm peyda olmuştu. Gözlerine uzun zaman sonra ilk kez ışıltılar uğramıştı. Mutluydu. Buruktu ve bir parça eksik de hissediyordu. Lâkin bugün yeni bir devrin miladıydı. Bunu da çok iyi biliyordu. Bugün feleğin farklı bir çemberinden daha geçeceği o gündü. Kelimeler noksan kalsa da hisleri çağlıyordu adeta. Annesinin kötülüklerini öğrendikten sonra kaçıp gitmesiyle noksan kalan yanlarına artık tuz basılmıyordu. Biri onları sarmak için kendinden taviz vermeye hazırdı artık. O adam kendisi için her şeyi yapmaya hazırdı, en çok da buna inanamıyordu ya Berfe. İmkânsız gibi görünen fakat gerçekliği ile dört bir yanını sarmış aşk ile semaya yükseldiğini hissediyordu. Hazal, onu gördüğü an bir çığlık kopardı. "Bu halin ne? Uyumadın mı sen?" Berfe gülmekten alıkoyamadı kendini. Ne yapsın, aşırı tatlıydı yengesi. "Uyudum ama senin istediğin kadar değil sanırım..." derken biraz korkmuştu açıkçası. Hazal her an boğazına yapışacakmış gibi görünüyordu. "Ben seni kraliçe yapmaya bu kadar istekliyken senin inatla balkabağına sevdan beni öldürüyor!" "Belki de balkabağı ile daha mutlu olurum." "Hazar aynı fikirde değil, bence." Derken kötü kötü sırıttı Hazal. Deran ise ikisinin arasına girmeme kararı aldı. Hazal bir barut gibiydi ve dokunmaması gerektiğini bilecek kadar iyi tanıyordu kardeşini. "Ben de Afran'ı uyandırayım bari." diyerek derhal uzadı yanlarından. "Kaç kaç, beni bu avanak ile bir başıma bırak!" diye arkasından bağırdı Hazal. Ardından Berfe'yi de alıp mutfağa indi. Hızlıca onu ve kendi müthiş iştahını doyurduktan sonra işe koyuldu. Duş işini falan hallettikten sonra başlamaya hazırlardı. Kuaförü eve çağırmıştı. Şimdi hiç git gel uğraşamazdı çünkü Hazal. Bu ara fazla uyuşuk hissediyordu zaten kendisini. Berfe için istediği saç modelini Berfe'ye de onaylattıktan sonra kuaföre gösterdi. "Bak aynısını yapayım derken bu kızın kafasını kuş yuvasına döndürürsen bozuşuruz." Diye de tehdit ettikten sonra hızla yanlarından ayrıldı. Kuaför uzun bir sürenin ardından işini bitirdiğinde ise hemen yanlarında bitti. Saça on üzerinden altı buçuk verse de çok laf yapmadı. Berfe'yi makyaj için başka sandalyeye aldıktan sonra ince ayrıntısına kadar nasıl bir makyaj yapılacağını anlattı. "Bu kadar erkenden yapıyoruz da makyajı, bozulmasın yenge?" "Çokbilmişlik yapma! Bozulmayacak makyaj yapıyoruz herhalde!" Hazal'dan kalayı yiyen Berfe hemen kesti sesini. Kendisinden çok Hazal gergindi gerçekten. Her şeyi mükemmelleştirmek için fazla çaba sarf ediyordu. Ona ne kadar minnettar olduğunu anlatamazdı gerçekten. Her şey bittiğinde saat çoktan öğleden sonrayı geçmişti. Birazdan Koçmanlar kız almak için konak kapısının önünde biterdi. Deran, Afran'ı eline bıraktığı kuşağa kilitli bir şekilde bulduğunda yüzü düştü. Kocasını öyle üzgün ve bir o kadar suçlu bir şekilde elindeki kuşağa bak…