Kuma Değil, Kaderim (Yarı Texting) {Daddyissues} +18 (BERDEL)
8.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Yurt odamdaki o dar yatağın kenarına oturmuş, ellerimi şakaklarıma dayayarak kara kara düşünüyordum. Başımı kaldırdığımda masanın üzerinde duran yasal evraklar, bana adeta çözülmesi imkansız birer kördüğüm gibi bakıyordu. Gelen haberlere göre avukatların büyük bir çoğunluğu, çocukların inatçı isteği karşısında beni koruyucu aile olarak seçmek için evrakları hazırlamaya başlamıştı bile. Tabii, bu kadar devasa bir servetin henüz tıp fakültesinde okuyan yabancı bir kızın eline geçmesini hazmedemeyen, beni istemeyen birkaç pürüz avukat da vardı. Ama asıl soru, beynimin içinde yankılanan o en çıplak, en korkunç gerçek şuydu: Ben bu iki çocuğu daha doğru dürüst tanımıyordum bile... Ben sadece o can pazarında bir hekim olarak görevimi yapmak, o iki masum canı ölümün kıyısından çekip kurtarmak istemiştim. Ama olaylar öyle bir raddeye gelmişti ki, kendimi resmen bir gecede ebeveyn konumunda bulmuştum. Hayatım boyunca hayal ettiğim, planladığım şey kesinlikle bu değildi; sorumluluk almaktan kaçtığımdan değil, bir gecede iki milyarder çocuğun annesi olmak tıp literatüründe bile şok tedavisiydi. Diğer taraftan, eğer ben bencillik edip geri çekilir, onlara koruyucu aile olmayı reddedersem, devlet devreye girip kendi atamasını yapacaktı. Ve Jessica'nın da uyardığı gibi, eğer doğru, vicdanlı aileler onları bulmazsa, arkalarındaki o devasa holdingi ve mal varlığını ele geçirmek isteyenler o çocukların başına ne tür çoraplar öreceğini, hayatlarını nasıl bir cehenneme çevireceğini az çok tahmin edebiliyordum. Onlar daha küçücüklerdi... Henüz anne ve babalarının sevgisine, sıcaklığına bile doyamadan, bir kazayla ikisini birden kara toprağa vermişlerdi. Peki ben şimdi ne yapacaktım? Onlara sahip çıksam, o minik kalpleri korusam bile, arkalarından gelen bu koca mirası, o acımasız iş dünyasını tek başıma nasıl yönetecektim? Devlet şu an onlara yeni bir aile atamak için bastırıyor ama çocuklar her gözlerini açtıklarında inatla benim adımı sayıklıyorlar. İşin en kilit noktası ise, hastanedeki o pedagog James Strack bile benim koridordaki dik duruşumdan ve çocuklara olan şefkatimden etkilenip tamamen benim tarafıma geçmiş durumdaydı. Pedagogun bu raporu sayesinde akbaba avukatlar hukuken köşeye sıkışmış, hareket edemez hale gelmişlerdi. Şimdi her şey, benim resmi kağıda atacağım tek bir imzaya bakıyordu. Kendi hayatımla, o iki yetimin geleceği arasında sıkışıp kalmıştım. Dünyanın en prestijli üniversitelerinden birinde, tıp gibi zorlu bir bölümü onur öğrencisi olarak dereceyle okuyor olmam, mahkemede ve çocuk esirgeme kurumunun gözünde bana devasa bir yasal avantaj sağlıyordu. Sicilim tertemizdi, geleceğim parlaktı. Ama bu avantaj bile içimdeki o sıkışmışlık hissini azaltmaya yetmiyordu. Sinirli bir şekilde yataktan kalktım ve dar yurt odasının içinde bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım. Hayatım ne ara, hangi ara bu kadar içinden çıkılmaz bir kördüğüme dönüştü gerçekten anlam veremiyordum. Tam o sırada odanın kapısı yavaşça açıldı. İçeri giren Meryem'i gördüğümde hızla ona doğru adımladım. Meryem elindeki çantayı masaya bırakıp derin bir nefes aldı. "Yaren, bu sefer verdiğin bütçe limitine göre ancak 3 kilo altın alabildim," dedi, piyasa ekranını kontrol ederek. "Altın fiyatları ciddi bir şekilde, durdurulamaz bir hızla artmaya başladı." Duyduklarımla birlikte memnun olmuş bir şekilde ona gülümsedim. Finansal zekam, tıp deham kadar keskin çalışmak zorundaydı. Meryem bana kuyumcudan aldığı resmi faturayı uzatırken, ben de yatağın altındaki gizli bölmeden o siyah kaplı muhasebe defterimi çıkardım. Aldığımız tarihi, altının tam kilosunu ve borsa dökümanlarını titizlikle işleyip defteri yeniden sakladım. Büyük oynamak zorundaydım... Babamın üzerimize kalan o devasa enkazını, o korkunç borcu temizleyebilmemin tek mantıklı yolu buydu. Piyasayı koklamak, parayı altına yatırıp katlamak zorundaydım. Yoksa bir tıp öğrencisi olarak hayatta 4 milyar dolarlık borcu bitiremezdim. Bak, yine aklıma gelince sinirden kan beynime sıçrıyordu! Bir adam... Koskoca,…