Kuma Değil, Kaderim (Yarı Texting) {Daddyissues} +18 (BERDEL)
5.Bölüm
Yazar: LioraSelas

3 ay sonra; Omuzuma inen sert bir dürtüşle irkilerek gözlerimi açtım. Bilincim yerine gelirken dudaklarımdan acı dolu bir inleme döküldü; rahatsız hastane koltuklarında her yerim tutulmuş, kemiklerim birbirine geçmiş gibiydi. "Kızlar koşun! Büyük bir trafik kazası varmış, Gestapo hepimizi aşağıya çağırıyor!" Thomas'ın panik dolu sesine ve yüzündeki o gergin ifadeye anlam vermeye çalışarak boş gözlerle baktım. Zihnim henüz açılmamıştı ki Meryem kolumdan tutup beni hızla ayağa kaldırdı. Tam o anda, hoparlörlerden ismimin anons edildiğini duydum. İrkilerek kendime geldim; o yorgunluktan eser kalmamıştı artık. Adrenalin bir anda damarlarıma pompalandı. Birbirimize kısa bir bakış atıp, hızla odadan çıktık ve koridorda koşarak aşağıya inmeye başladık. Asansörün kapıları açılır açılmaz, boynumda sallanan steteskopu düşmesin diye tek elimle sıkıca kavradım. Acil servisin eşiğinden adımımızı attığımız anda karşılaştığım o mahşeri karmaşayla gözbebeklerim büyüdü, nefesim kesildi. Her yerden siren sesleri, bağırışlar ve acı çığlıklar yükseliyordu. Başhemşire, telaşlı adımlarla doğrudan bize doğru yürüdü. Elindeki sıkıştırılmış dosyayı hızla çekip aldım. Kadının yüzü kireç gibiydi, soluk soluğa konuşmaya başladı: "İki otobüs kafaya kafaya birbirine girmiş, arkalarından gelen araçlarla zincirleme kazaya dönüşmüş. Birbirine girip hurdaya dönen birden fazla araç var! Durumu en ağır, kritik olan hastalar doğrudan bize sevk edildi. Vakit yok, acilen ameliyata alınması gereken onlarca yaralı var. Herkes işinin başına!" Öfke ve çaresizlik bir anda damarlarımda parladı; elimdeki dosyayı yan taraftaki masaya fırlatırcasına bıraktım. Hızla sedyede yatan bir çocuğun yanına atılıp, kenardaki kutudan çektiğim beyaz muayene eldivenlerini hışımlarla ellerime geçirdim. Tam o sırada Gestapo'nun o buz gibi, buyurgan sesi kulaklarımda patladı. "Elif! Doktorları yönlendirmen gerekiyor, herkes kendi kafasına göre hareket ediyor!" Eldivenlerin latex sesini bastıran bu çıkışla birlikte başımı kaldırdım, gözlerimdeki sinirli parıltıyı gizleme gereği duymadan doğrudan ona baktım. "Şu an burası mahşer yeri gibi ve her birimiz can kurtarmak için nefes nefese koşturuyoruz!" dedim, sesimin hastane gürültüsünü delip geçmesine izin vererek. "Elimde yeterince doktor yok ve siz burada durmuş bana mı bağırıyorsunuz? Acaba parmak sallamak yerine bana yardım mı etseniz?" Sözlerim üzerine kaşlarını çatıp bana öfkeyle baktı ama geri adım atacak vaktim yoktu. Hemen önümdeki küçük çocuğa döndüm, parmaklarım titremesin diye büyük bir çaba sarf ederek narin vücudunu, kırık veya travma ihtimaline karşı yavaşça incelemeye başladım. Çocuk, gözlerindeki o saf korkuyla ve yaşlarla bana baktığında, yüzümdeki tüm öfkeyi sildim. Ona güven vermek istercesine sıcacık gülümsedim. "Sakın korkma, tamam mı güzelim? Geçti... Canın hiç acımayacak, söz veriyorum." Küçük, titreyen elleriyle eldivenli elimi sıkıca yakaladı. Sedyede hafifçe doğrulup, bir sığınak arar gibi aniden boynuma sarıldı. Dudaklarından dökülen o iki kelime içimde bir yerleri paramparça etti. "Eyn ammi? (Annem nerede abla?)" Arapça konuşmasıyla birlikte boğazıma bir yumru oturdu, gözlerimi bir saniyeliğine kapatıp içimdeki o ani sızıyı bastırmaya çalıştım. Kendimi hızla toparlayıp, onu şefkatle kucağıma aldım ve sedyeden uzaklaştırdım. Bir yandan çocuğu göğsüme bastırırken, diğer yandan etraftaki sağlık personeline net, tavizsiz ve tam bir lider gibi komutlar yağdırmaya başladım. "Boşalan yatağa hemen diğer acil hastayı alın! Bu çocuğun acil bir şekilde röntgenini çekip tahlillerine bakın, gözünüz üzerinde olsun. Ve biriniz hemen diğer hastanelerle iletişime geçsin; tüm doktorları buraya çağırın, durumun kritik ötesi olduğunu iletin! Hadi, durmayın!" Daha fazla seyirci kalamazdım; saniyeler aleyhimize işliyordu. Hızla duvarda asılı duran, üzerinde kalın harflerle 'Acil Durum' yazan o kırmızı butona doğru atıldım. Avucumun içiyle sertçe bastığım anda, hastanenin her bir koridorunda kulakları tırmalayan, yırtıcı bir ala…