Kuma Değil, Kaderim (Yarı Texting) {Daddyissues} +18 (BERDEL)
2.Bölüm
Yazar: LioraSelas

{Herşey bitti dediğin zaman, aslında hikayenin başında olduğunu fark edersin ...} Zonklayan şakaklarımdan beynime doğru yayılan amansız bir ağrıyla gözlerimi araladım. Ancak kirpiklerimi oynattığım an tavan çılgınca dönmeye başladı; midemin bulantısıyla gözlerimi tekrar yumdum. Birkaç saniye nefesimi tutup bekledikten sonra, gözlerimi yavaşça birkaç kez açıp kapattım. Bilincim, dumanlı bir perdenin arkasından yavaş yavaş kendine geliyordu. Bana ne olmuştu ve en önemlisi... Ben neredeydim? Dirseklerimden destek alarak yatakta doğrulmaya çalıştım ve gözlerimi odanın içinde gezdirdim. Burası kesinlikle staj yaptığım Columbia'nın soğuk hastane odalarından biri değildi; son derece lüks, yabancı bir yatak odasıydı. Üzerime baktığımda, tenimde pürüzsüzce kayan siyah, ipek bir yatak örtüsüyle sarılı olduğumu fark ettim. Örtüyü üzerimden atıp yataktan kalkmaya yeltendim fakat tam ayaklarımı zemine basacaktım ki, başımın arkasına saplanan o bıçak gibi keskin acıyla inleyerek yatağa geri oturdum. Dünya bir kez daha ekseni etrafında döndü. İstemsizce elimi saçlarımın arasına, acının merkezine doğru götürdüm. Parmaklarımın ucuna değen o nizami sargı bezini hissedince kaşlarım çatıldı. Tıbbi müdahale yapılmıştı, dikiş atılmış ve sarılmıştı ama bunu kim, nerede yapmıştı? Tam o sırada, odanın kapısının ardındaki koridordan boğuk ama sert bazı sesler yükselmeye başladı. Konuşanların kim olduğunu anlamak için acıyı görmezden gelerek yataktan tekrar kalktım. Parmak uçlarımda kapıya doğru ilerleyip, nefesimi tutarak ahşap kapıyı hafifçe araladım. "Sen ne saçmalıyorsun Emir! Bu kız bizim aileye yakışmaz, sen gelmiş bana nikah kıyacağım diyorsun!" Telefondan gelen o hışırtılı, kesik ve otoriter sesin yaşlı bir adama ait olduğunu anlamak zor değildi. Muhtemelen o Dubai'deki ailenin büyüklerinden biriydi. Fakat hemen ardından odanın içinden yükselen sesler duvarları titretti: "Benim oğlum ne isterse onu yapar, siz buna karışamazsınız. İster ikinciyi alır, isterse üçüncüyü..." Duyduklarımla gözbebeklerim dehşetle büyüdü. Çığlık atmamak için elimi hızla ağzıma bastırdım; adımlarım benden bağımsız geri geri gitti. Kapıyı sessizce kapatıp sırtımı ahşap zemine yasladığımda kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi çarpıyordu. İkinci, üçüncü...Beni resmen bir eşya, bir koleksiyon parçası gibi görüyorlardı. Kaçmam lazımdı. Hem de hemen, tek bir saniye bile beklemeden bu evden çıkmalıydım. Gözlerim odanın içini taradı ve dışarı açılan geniş cam kapıyı, balkonu gördüm. Umutla oraya doğru koştum ve kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Ancak ayaklarımın altındaki zemine baktığım an, dizlerimin bağı çözüldü. Korku içinde geri geri kaçmaya çalışırken dengemi kaybedip yere kapaklanmam bir oldu. Karşımda, baş döndürücü bir yükseklikten uzanan tüm New York ayaklarımın altındaydı. Burası sıradan bir apartman dairesi değil, gökdelenin tepesinde bir çatı katıydı. Aşağısı uçurumdu. Sertçe yere düşmenin etkisiyle kalçama giren ağrıyla yüzümü buruşturdum, gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Ama ağlamaya vaktim yoktu. Yerde oturur halde kendime gelmeye çalışırken kendi adımı zihnime kazıdım: 'Hadi Elif... Toparlan. Sen Columbia'nın en zeki öğrencilerinden birisin. Bir çıkış yolu bulursun. İllaki bir yolu olmalı...' Odanın kapısı açılması ile yerden havalanmam bir oldu. "Uyandığın zaman yataktan kalkmaman gerekiyor Elif." Kaşlarımı çatıp hızla onu ittiğim gibi oradan uzaklaşıp elime aldığım masa lambasını ona doğrulttum. "Sen kimsin, aşağıdakiler kim ve benim burada ne işim var!" Sıkıntıyla nefes verip elleriyle yüzünü ovalamaya başladı. "Bak lütfen bir sakin olur musun? Zaten aşağısı karışmış durumda senden tek bir isteğim var uslu bir kız olup oturman." Kaşlarımı çattığım gibi elimde ki lambayı ona fırlattıp koşarak üstüne çıkıp elimle ona vurmaya başladım. "Sen kimsin ki bana uslu bir kız olmamı söylüyorsun be adam? Seni öldürürüm! Sapık adam seni... Polise şikayet edeceğim seni, hapse tıktıracağım v-" Tehditlerim havada asılı kaldı; ne ara balkondan içeri sokulduğum…