Kuma Değil, Kaderim (Yarı Texting) {Daddyissues} +18 (BERDEL)
1.Bölüm
Yazar: LioraSelas

{Bu benim hikâyem değil. Bu, babamın borcunun bedeli. Ve o bedel benim.} [ Mesaj : Babam] "Yarın akşam saat 19.00'da hazır ol. İmam gelip nikahınızı kıymaya geliyor." [Ben] "Ne nikahı?! Baba ben evlenmiyorum!" [Mesaj gönderilemedi.] &&&&& Elimdeki telefonun ekranı kararıp durdukça, içimdeki umut da sönmeye devam etti. Gözlerimi arka arkaya kırpıştırıp karşımda ki şehri izlemeye başladım. Bir insanın hayatı ne kadar güzel giderse muhakkak önüne bir engel çıkıyor ve hayat sana çok güzel bir çelme takıyor. Gözlerimi kapattığım zaman yanaklarımdan usulca dökülen sıcak gözyaşları ile alt dudağım titredi. Yavaşça açtığımda ise derin bir nefes aldım. Önüme dönüp yavaşça hastane koridorlarında yürüken içimde bir sıkıntı, kalbimde ise bir acı vardı. Bu acının sebebi babamdı. Yaptığı hatanın bedelini neden ben ödüyorum. Amcamın attığı kazığın bedelini neden ben ödüyorum?! Nefes alamadığımı fark ettiğim zaman hızlıca odadan çıkıp karşımda ki kalabalığı yararak kendimi yangın merdivenine attım. Duvardan destek alarak yere çöküp tüm gün içimde tuttuğum herşeyi gözyaşlarımla akıttım. Ayaklarımı kendime çektiğim de bacaklarımı sıkıca sarıp başımı gömdüm. Örgülü olan saçlarımı sinirli bir şekilde arka tarafa ittim. Nefes almaya çalıştıkça oksijen sanki inatla ciğerlerime girmiyor ve bana büyük bir ızdırap veriyor. Yangın merdiveninin pas kokan, buz gibi demir basamağına çökmüş durumdayım. İçgüdüsel olarak dizlerimi göğsüme doğru çekip bacaklarıma sarılıyorum. Bir doktor olarak biliyorum; şu an kendi kendime tuzak kuruyorum. Bu pozisyon diyaframımı iyice sıkıştırıyor, akciğerlerimin hacmini daraltıyor, kendimi sabote ediyorum... Ama engel olamıyorum. Bedenim öyle bir korku çemberinde ki, sadece küçülmek, bir cenin gibi büzüşüp yok olmak istiyor. Ağzımı açıyorum, havayı açgözlü bir hayvan gibi içime çekmeye çalışıyorum ama olmuyor. Oksijen, sanki gırtlağımdaki zımparadan bir duvara çarpıp inatla geri dönüyor. Ciğerlerim kupkuru, bomboş ve içeri girmeyen o hava yüzünden göğsümün tam ortasına kurşun gibi bir ağırlık oturmuş durumda. Her nefes denememde boğazımdan o hırıltılı, çaresiz ıslık sesi yükseliyor. Tıp kitaplarında yazan o 'stridor' denen lanet ses, şimdi kendi boğazımdan dökülüyor. Sırtımı arkamdaki parmaklıklara daha da yaslıyorum. Demirin tenime batan o amansız soğukluğu, içimde harlanan nefessiz kalma yangınıyla savaşıyor sanki. Bir elim istemsizce yakamı çekiştiriyor, gömleğimin düğmelerini koparırcasına sıkıyorum. Hava nerede? Etrafımda tonlarca hava var, esen rüzgarı yüzümü yalayıp geçiyor ama ciğerlerimin kapısı kilitli. Parmak uçlarım karıncalanmaya, dudaklarım uyuşmaya başladı. Beynim 'hipoksi' diye bağırıyor, hücrelerimin oksijensiz kaldığının raporunu geçiyor bana. Teoriyi çok iyi biliyorum, mekanizmayı ezbere biliyorum ama şu an o tıp fakültesi sıralarındaki kibirli bilgilerin hiçbiri beni kurtarmıyor. Ölüyorum sanki. Ve bir doktor olarak, kendi ölümümün her bir evresini saniye saniye izlemekten daha büyük bir ızdırap yok. Birden telefonuma arka arkaya gelen mesaj ile gözlerimi kırpıştırıp ayaklarımı serbest bıraktım. Titirek ellerle telefonumu açtım. Gördüğüm mesajla gözlerimden yaşlar almaya başladı. [ Mesaj : Annem ] "Yaren çocukca davranma, lütfen kızım bak olayın ciddiyetinin farkındasın. Kızım başka seçeneğimiz yok." [Ben] "Sizin için basit bir kız çocuğuyum dimi? Neden babamın yaptığı hatayı ben ödemek zorundayım anne! " [Annem] "Elif buna mecburuz! Bu borcu ödeyemezsek başımıza nasıl bir bela gelir haberin var mı? Bu babanın canına bile mâl olabilir!" [Görüldü] Sonunda doğrulup ayağa kalktım. Ellerimi birbirine vurup üzerimdeki pası ve tozu çırptıktan sonra, yanaklarımdaki kurumuş gözyaşı izlerini elimin tersiyle sildim. Merdivenlerin basamaklarından aşağı doğru inmeye başladığımda, bedenim bana ait değil gibiydi. Komutu ben vermiyordum; bacaklarım benden bağımsız, mekanik bir ritimle kendi kendine hareket ediyordu sanki. Ruhunu çoktan teslim etmiş, geriye sadece etten ve kemikten bir kabuk bırakmış yürüyen bir öl…