Kum Kırıntıları

-4-

Yazar:

Kum Kırıntıları - Valen Odes kitap kapağı
Kum Kırıntıları kitap kapağı

İnsanoğlunun sahip olduğu en tehlikeli dürtülerden biri de meraktır. Bu dürtü sizi kral da yapabilir soytarı da. Önümdeki ilk üç saatte gitmeyeceğime oldukça emindim. Yalın gittikten sonra kalan tüm işlerimi halletmiştim. Odamdaki dağınıklığı toparlamıştım. Yanıma alacağım bir sırt çantası ve el valizim vardı. Sırt çantasına uçuşumu engellemeyecek ama orada kendimi korumama ve çalışmalarımı gerçekleştirmemi sağlayacak eşyalarımı koymuştum. Kalanları indiğimde oradan temin edecektim. Televizyonumda sonbahar zamanı izlemeyi en sevdiğim dizi, Gilmore Girls açıktı. Elimdeki kutudan çilekli dondurmamı yerken Rory’nin ne kadar aptal olduğunu sayıklıyordum içimden. Aynı zamanda gözüm istemsizce duvarda asılı duran saatime kayıyordu. Meraklanan bir yanıma vardı, evet. Bunu reddetmeyecektim. Dışı, içindeki dondurmanın soğukluğundan nemlenmiş ıslak kutuyu masama bıraktım. Davet kağıdı hala orada duruyordu. Elime alıp arkama yaslandım. İnceliyordum çünkü merakımı bastırmaya çalışan ufak bir kısmım vardı. En fazla ne olabilir ki? Sadece bir davet. Gitmem garip karşılanmazdı, hatta daveti Yalın’dan değil başkasından alsaydım hiç düşünmeden giderdim. Şu an beni durduran yanım ona karşı olan inadımdı. “Bekliyor olacağım...” Geleceğim ama sen bekliyorsun diye değil. Ani kararların aniden sönmesi gerçeği vardı ve sönme raddesine gelmeden hemen hazırlanacaktım. Odama geçip birçok şey için kullandığım masamın üstüne duran lambayı açtım. Sandalyemi çekip, masanın üstünde arkasındaki duvara yükünü bırakmış aynama baktım. Saçlarımı klipsli bir toka ile üstten tutturmuştum ve üzerimde dünyanın en rahat saten pijamaları vardı. Bir an aynada kendime bakarken aptal bir merak uğruna son rahat gecemi neden bozuyorum fikri dolandı ayaklarıma. Daha fazla ayağıma dolananları düşünmeden dolabımın önüne geçtim. Abartılı bir şey giyinmek istemiyordum ama o insanların arasında sönük de kalmak istemiyordum. Hatırladığım kadarıyla bir dress code vardı. Kırmızı… Kleopatra’nın yüzüğünde en önemli noktaya sahip kırmızı yakutun anısına olduğunu düşündüm. Muhtemelen öyleydi de. Dolabımda kırmızı, göz alıcı bir elbise olmaması adına sarmaşıklar ayaklarımdan dizlerime doğru dolanmaya başladı. Gitmemem için bir işaret mi? Diye düşünmeye başlıyordum. Ama bu kadar ufak tesadüfleri bağlayamazdım. Aklımda hayal edebildiğim ve dolabımda var olanlarla güzel bir kombin hazırlayıp masama tekrar oturdum. Telefonumdan arka plan da çalan Jazz ile makyajıma başladım. Jazz hayranlığımsa babamdan gelen bir şeydi sanırım. Onlara dair anılarım her ne kadar silik olsa da anılarımın arka fonunda duyabildiğim bir saksafon sesi vardı. Ve ben Jazz müziğin bir ruha ait olduğuna inanırdım. Ölümsüz bir ruh, her dönemde her insanın zihnine iyi gelecek o ruh… Makyajımın her adımında elime telefonumu alıp saati kontrol ediyordum. Adımlarımdan emin biri olarak ilk defa bir duruma şüpheyle yaklaşıp bir yandan da heyecanlanıyordum. Ayna karşısında normalden daha fazla oyalandığımı fark edince kendime karşı daha da şüpheci yaklaştım. Gereksiz özenmiştim. Öyle hissediyordum. Kendime bir şey ima etmeye çalışmıyor ama aynı anda da ediyordum. İçimdeki bu çocukça çaba beni Yalın’ın davet etmiş olması ve davet ettiği tek kadın olmadığımı bilmemdi. Onlarla bir rekabete girme çabam yoktu ama kıyaslanmaya katlanamazdım. İyice saçmalıyordum. Davet ettiği diğer kadınlar vardı elbette, kendimi neden kıyasa sokuyordum? Masamın çekmecesini açıp içinde olan fön makinesini çıkardım. Saçlarım çok uzun değildi. Yer, yer katlara sahipti. Fön makinesiyle onlara şekil verdim. Saçlarımın rengi sebebiyle aklıma kestane gelmişti. Kış aylarında büyükbabam ile yapmayı en sevdiğimiz aktiviteydi. Ve uzun zamandır yememiştim. Beni böyle duraklatan anılar içimi huzursuz ediyordu. Mantığımı sarsıyor ve sadece içince rahatça ortaya çıkan aptal, duygusal moduma kapı açıyordu. Telefonumdaki müziğin beni bu moda soktuğunu düşündüğüm için kalan vaktimi rap dinleyerek tamamlamaya karar verdim. Kızlar ve gideceği yere hazırlanırken dinle…

Bölümün tamamını WritePad'de oku