Giriş
Yazar: Valen Odes

Uzak bir zaman önce, İskenderiye’nin altın günlerinde… Küçük Kleopatra, henüz tahtın gölgesine girmemişti. Mısır’ın çöl rüzgarlarıyla sarılmış çocuk şehri İskenderiye’de, masum bir oyun bahçesinde, adı bilinmeyen gözleri parlak bir çocuk ona bir yüzük hediye etmiş: bir şerit altın çember, ortasında kan kadar kırmızı, oval kesim bir yakut taşı bulunuyordu. Yüzüğü verdikten sonra çocuk, o güzel bahçenin esintisiyle koşarak gitmiş. Kleopatra yalnız kalmıştı. Ama yüzük parmağında… Bu yüzük, yıllar içinde güzelliğin ve masumiyetin simgesi oldu. Kleopatra büyüdükçe, hayatındaki büyük aşklar, hep bu küçük armağanın gölgesinde geçiyordu. EFSANE DER Kİ; Eğer biri gerçek aşk için kaybederse yüzüğü, kumların arasında izi hâlâ bulunur. Kleopatra’nın sonunda İskenderiye’de gözlerini kapadığı gün, yüzüğün izi de kayboldu derler. Kimi onu denizin dibinde arar, kimi çölün sonsuzluğunda… Ama gerçek aşıkların yoluna, bir gün mutlaka kırmızı bir yakut düşer.