SESİZLİKTEN ÖNCE
Yazar: Aleyna erdem

Sabah alarmım çalmadan uyandım. Ama bu sabah diğer sabahlara hiç benzemiyordu. Koridordan gelen ayak sesleri, açılıp kapanan kapılar ve birbirine karışan konuşmalar tüm konağı doldurmuştu. Yatağımdan doğrulup saate baktım. Henüz yedi bile olmamıştı. “Bu saatte ne oluyor?” diye kendi kendime mırıldandım. Hızlıca hazırlanıp odadan çıktım. Koridora adımımı atar atmaz Nermin Hanım’ın elinde temiz nevresimlerle merdivenleri telaşla çıktığını gördüm. Bir görevli elinde çiçek vazolarıyla salona koşuyor, diğeri mutfaktan tepsiler taşıyordu. Sanki evde büyük bir hazırlık vardı. Merdivenlerden inerken Nermin Hanım beni fark etti. “Yaren, iyi ki geldin.” “Neler oluyor?” diye sordum merakla. “Bir sorun mu var?” Nermin Hanım hafifçe gülümsedi. “Hayır kızım.” “Bugün Murat Bey dönüyor.” İçimde tarif edemediğim bir heyecan oluştu. Murat Bey… Bu evde çalışmaya başladığımdan beri adını sık sık duyuyordum. Ama kendisini hiç görmemiştim. “Eren Bey söylemedi mi?” Başımı iki yana salladım. “Hayır.” “Neyse…” “Bugün öğleden sonra burada olacak.” “Gelmeden odasının hazırlanması gerekiyor.” Elimdeki bezi bana uzattı. “Hadi.” “Önce Murat Bey’in odasını temizle.” “Orayı sana daha önce göstermemiştik.” Sessizce başımı salladım. “Tamam.” Nermin Hanım beni üçüncü kattaki koridorun sonuna götürdü. Diğer odalara göre daha büyük, koyu renk ahşap bir kapının önünde durdu. “Burası.” Anahtarı çevirip kapıyı açtı. İçeri ilk adımımı attığım anda istemsizce etrafıma baktım. Oda tahmin ettiğimden çok daha büyüktü. Duvarlardan biri tamamen kitaplıkla kaplıydı. Karşı tarafta tavandan yere kadar uzanan camlar vardı. Güneş ışığı odanın içine doluyor, açık renk perdeler hafif rüzgârla usulca hareket ediyordu. Ortada büyük ama sade bir yatak… Pencerenin yanında tek kişilik koyu gri bir koltuk… Duvar kenarında uzun bir çalışma masası… Masanın üzerinde düzenli şekilde dizilmiş dosyalar ve birkaç kitap… Odaya girer girmez dikkatimi çeken şey ise lüksü değil… Düzeni oldu. Her eşya yerli yerindeydi. Ne fazla bir süs vardı… Ne de gereksiz tek bir eşya. Sanki odanın sahibi, sade yaşamayı seven ama her şeyin kusursuz olmasını isteyen biriydi. Nermin Hanım sessizliğimi fark etmiş olacak ki, “Murat Bey dağınıklığı hiç sevmez.” dedi. “Bir kalemin yeri değişse bile fark eder.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Gerçekten mi?” “Hem de hemen.” dedi gülümseyerek. “Bu yüzden odasını temizlerken dikkatli ol.” “Hiçbir eşyanın yerini değiştirme.” Başımı salladım. “Merak etmeyin.” “Elimden geleni yaparım.” Nermin Hanım odadan çıktıktan sonra kapıyı usulca kapattım. Odanın ortasında birkaç saniye öylece durdum. İlk defa… Bu kadar çok adını duyduğum birinin yaşam alanındaydım. Henüz onu tanımıyordum. Ama odasına baktıkça, sahibi hakkında küçük ipuçları yakalamaya çalışıyordum. Derin bir nefes alıp temizliğe başladım. Hiç farkında değildim… Elimi sürdüğüm bu oda, çok yakında hayatımın en unutulmaz anılarına tanıklık edecekti. Odanın kapısını usulca kapattım. Elimdeki toz bezine baktım, sonra yeniden odayı süzdüm. Burada geçirdiğim ilk birkaç dakika bile bana odanın sahibini az çok anlatıyordu. Her şey kusursuz bir düzen içindeydi. Komodinin üzerindeki saat tam yatağın ortasına hizalanmıştı. Çalışma masasındaki kalemler bile boylarına göre dizilmişti. Kitaplığın raflarında tek bir kitap bile öne ya da arkaya taşmıyordu. İçimden, “Nasıl biri acaba?” diye geçirdim. Sonra kendimi hemen toparladım. Benim işim merak etmek değildi. Temizliğe başladım. Önce perdeleri açtım. Odaya dolan sabah güneşi her köşeyi aydınlattı. Yatağın çarşaflarını değiştirdim. Bembeyaz nevresimi tek bir kırışıklık kalmayacak şekilde düzelttim. Ardından komodinlerin tozunu aldım. Çalışma masasına geldiğimde elim ister istemez üzerindeki çerçeveye uzandı. Fotoğrafın içinde üç kişi vardı. Eren… Gülmekten gözleri kısılmıştı. Yanında ellili yaşlarında, ciddi yüzlü bir adam… Onu tahmin etmek zor değildi. Tufan Bey. Bir de… Fotoğrafın diğer köşesinde takım elbiseli genç bir adam. Diğer ikisinin aksine gülümsemiyordu. Yalnızca objektife bakıy…