Küllerimden doğarken

PARALEL HAYATLAR

Yazar:

Küllerimden doğarken - Aleyna erdem kitap kapağı
Küllerimden doğarken kitap kapağı

(Murat’ın anlatımıyla) Sabah güneşinin yüzüme vurmasıyla birlikte telefonum yüksek sesle çalmaya başladı. Yastığın altından güçlükle çıkardığım telefonu gözlerimi kısarak kendime çevirdim. Arayan Eren ’di. Derin bir of çekip aramayı cevapladım. “Efendim, kardo…” dedim uykulu bir sesle. “Sabah sabah beni rüyanda mı gördün?” Telefonun diğer ucundan Eren’in şaşkın sesi yükseldi. “Sabah mı?” “Ne sabahı oğlum? Saat on oldu!” İstemsizce doğrulup komodinin üzerindeki saate baktım. Gerçekten de saat onu biraz geçmişti. “Allah kahretsin…” diye mırıldandım. Eren kahkaha attı. “Gece yine bilgisayarın başında mı uyuyakaldın?” “Olabilir…” “Olabilir değil, kesin öyle oldu.” Esneyerek saçlarımı karıştırdım. “Peki, neden aradın?” “Akşam bahsetmiştim ya.” “Neyden?” “Eski tayfa toplanıyor dedim.” Bir anda hatırladım. Dün akşam Eren saatlerce dil dökmüş, üniversiteden arkadaşlarla buluşacaklarını söylemişti. Ben de yarım kulak dinlediğim için sadece “Bakarız.” demekle yetinmiştim. “Hadi hazırlan.” “Yarım saate sende olurum.” “Dur bir dakika…” dedim. “Daha yüzümü bile yıkamadım.” “Ben gelene kadar yıkarsın.” “Eren…” “Laf yok.” “On dakikaya çıkıyorum.” “Bekle beni.” Telefon yüzüme kapanırken derin bir nefes verdim. “Şu çocuğun sabrı yok gerçekten.” Telefonu yatağın üzerine bırakıp doğruldum. Perdeyi sonuna kadar açınca güneş odanın içine doldu. Gözlerim istemsizce kısıldı. Bugün uzun zamandır ilk kez işle ilgili düşünmeyecektim. Belki de birkaç saatliğine de olsa kafamı dağıtmak bana iyi gelecekti. Yatağı toparlayıp banyoya doğru yürürken içimden tek bir cümle geçirdim. “İnşallah Eren’in sürprizi başıma iş açmaz…” Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya geçtim. Yüzüme çarpan soğuk su uykumu büyük ölçüde açmıştı. Aynadaki yansımama baktım. Dağılmış saçlar… Uykusuzluktan hafif çökmüş gözler… “Harika görünüyorsun Murat.” diye kendi kendime söylenip alaycı bir şekilde gülümsedim. Hızlıca duşumu alıp siyah bir tişört, koyu renk kot pantolon ve beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Saatime baktığım sırada kapı zili çaldı. “Eren…” Başka kim olabilirdi ki? Aşağı inmeden önce mutfağa uğradım. Kahve makinesini çalıştırıp kendime sert bir filtre kahve hazırladım. Dolaptan iki dilim ekmek, biraz peynir ve domates çıkardım. Eren’in sürekli söylediği bir söz vardı. “Sen kahvaltı yapmıyorsun, hayatta kalacak kadar bir şeyler atıştırıyorsun.” Haklıydı. Yemekle aram hiçbir zaman iyi olmamıştı. Kahvemin son yudumunu içerken zil bu kez daha uzun çaldı. “Tamam, tamam…” Kapıyı açar açmaz Eren hiçbir şey söylemeden içeri daldı. “Bu ne oğlum?” “İnsan biraz hızlı olur.” Ayakkabılarını çıkarırken etrafına göz gezdirdi. “Hâlâ aynı ev…” “Hâlâ aynı düzen…” “Hâlâ aynı sıkıcı Murat.” Omzumu silktim. “Beğenmiyorsan çıkabilirsin.” Eren kahkaha attı. “İşte özlediğim cevap.” Mutfağa geçip masadaki boş fincana baktı. “Bana kahve yok mu?” “Yok.” “Ne biçim ev sahibisin sen?” “İçmek istiyorsan yap.” Söylene söylene kahve makinesine yöneldi. Ben ise mutfağın kapısına yaslanıp onu izliyordum. Eren çocukluğundan beri hiç değişmemişti. Konuşmadan duramazdı. Sessizlik ona göre dünyanın en gereksiz şeyiydi. Bir ortama girdiği anda herkesle tanışır, iki dakika içinde kahkahalar atmaya başlardı. İnsanların moralini düzeltmek gibi garip bir yeteneği vardı. Ben ise tam tersiydim. Kalabalıkları sevmezdim. Gereksiz sohbetlerden hoşlanmazdım. İnsanları dinlemektense gözlemlemeyi tercih ederdim. Eren bunu yıllardır değiştirmeye çalışıyordu. Başarılı olamamıştı. Kahvesini alıp karşıma geçti. “Bugün keyifli olacak.” “Eminim.” “Bak yine başladı.” “Şu tek kelimelik cevaplarını bir gün bırakacaksın.” “Sanmıyorum.” Eren başını iki yana salladı. “Sen gerçekten zor bir adamsın.” Gülümsedim. “Farkındayım.” Kahvesini bitirince ayağa kalktı. “Hadi.” “Millet bizi bekliyor.” Anahtarlarımı masadan alıp cebime attım. Evden birlikte çıktık. Apartmanın önüne park ettiği arabaya bindik. Eren direksiyonun başına geçti. Arabayı çalıştırır çalıştırmaz müziğin sesini sonuna kadar açtı. “Şunu biraz kıs.” “Olmaz.” “Ruhun sı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku