BİR DAHA ASLA
Yazar: Aleyna erdem

Hastaneye nasıl geldiğimizi hatırlamıyordum. Sanki gözlerim açıktı ama hiçbir şeyi görmüyordum. Arabadan indiğimizde acil servisin önünde ambulanslar, telaşla koşuşturan insanlar ve siren sesleri birbirine karışıyordu. Abim kolumdan tutmuştu. Eğer tutmasaydı, ayakta durabilecek gücüm bile yoktu. Otomatik kapılar açılır açılmaz keskin ilaç kokusu yüzüme çarptı. İçeri birkaç adım attık. Danışmadaki hemşire bizi görünce ayağa kalktı. “Telefonla aranan hasta yakınları siz misiniz?” Abim başını salladı. “Evet.” Hemşire yüzündeki ciddi ifadeyi bozmadan, “Lütfen benimle gelir misiniz?” dedi. Hiç konuşmadan peşinden yürüdük. Koridor bitmek bilmiyordu. Her adım attıkça kalbim daha hızlı atıyordu. İçimden durmadan aynı cümleyi tekrar ediyordum. Bir şey olmayacak… Bir şey olmayacak… Lütfen bir şey olmasın… Tam o sırada hastanenin girişinden yükselen çığlıklar koridoru doldurdu. Başımı istemsizce o tarafa çevirdim. İki amcam neredeyse koşarak içeri girdi. Yüzleri bembeyazdı. Büyük amcam nefes nefese etrafına bakınıyor, “Neredeler? Kardeşim nerede?” diye bağırıyordu. Küçük amcam ise gözyaşlarını silmeye bile fırsat bulamadan doğruca bize doğru koştu. Ardından dayım geldi. Yüzü kireç gibi olmuştu. Nefes almakta zorlanıyor, gözleri korkuyla etrafı tarıyordu. Birkaç saniye sonra halam kapıda belirdi. Elini ağzına kapatmış, hıçkırıklarını tutamıyordu. En son babaannem göründü. Bastonuna rağmen hızlı yürümeye çalışıyor, “Oğlum… Gelinim…” diye feryat ediyordu. Onu gören büyük amcam hemen koluna girdi. Babaannem daha ne olduğunu tam öğrenmeden ağlamaya başlamıştı. Hepsi ayrı ayrı gelmişti. Hepsine aynı haber ulaşmıştı. Ama herkes acısını farklı yaşıyordu. Koridor artık sessiz değildi. Ağlama sesleri, dualar ve telaş birbirine karışmıştı. Hemşire bizi küçük bir bekleme odasının önünde durdurdu. “Lütfen burada bekleyin. Doktor birazdan sizinle görüşecek.” Odadaki sandalyelerden birine oturdum. Ellerim buz gibiydi. Titrememi durduramıyordum. Abim ayakta duruyor, durmadan odanın içinde dolaşıyordu. Hayatım boyunca onu ilk kez bu kadar çaresiz görüyordum. Kapının dışında ise amcamlar, dayım, halam ve babaannem birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Dakikalar geçmek bilmiyordu. Sonunda kapı yavaşça açıldı. İçeri orta yaşlı bir doktor girdi. Beyaz önlüğünün cebindeki kalemi bile fark edecek kadar dikkat kesilmiştim. Doktor gözlerini tek tek hepimizin üzerinde gezdirdi. Derin bir nefes aldı. “Öncelikle…” Kısa bir sessizlik oldu. “…başınız sağ olsun.” O cümleden sonrasını duyamadım. Kulaklarım uğuldamaya başladı. Sanki bütün sesler bir anda uzaklaşmıştı. Doktorun dudakları hareket ediyordu ama söyledikleri bana ulaşmıyordu. Tam o anda koridoru yırtan bir çığlık duyuldu. Halam dizlerinin üzerine çökmüştü. Babaannem ellerini gökyüzüne kaldırmış, “Yavrularım… Beni niye bırakıp gittiniz?” diye ağlıyordu. Büyük amcam duvara yumruğunu vurdu. Küçük amcam gözyaşlarını saklamaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Dayım başını iki elinin arasına almış, olduğu yere çökmüştü. Abim… Abim olduğu yerde donup kalmıştı. Yüzündeki bütün renk çekilmişti. Hayatım boyunca onu hiç böyle görmemiştim. Ben ise… Ne ağlayabiliyordum… Ne konuşabiliyordum… Ne de nefes alabiliyordum. Gözlerim hastanenin kapısına kaydı. Sanki birazdan annem içeri girecek, bana kızacak, babam da her zamanki gibi arkasında duracaktı. Ama kapı açılmadı. Hiç kimse gelmedi. Etrafım, beni seven insanlarla doluydu. Ama o an anladım ki… İnsan bazen en büyük yalnızlığı, en kalabalık anında yaşarmış. Hayatımda ilk kez… Gerçekten kimsesiz kalmıştım. Koridorda geçen dakikaların ardından bir görevli sessizce yanımıza yaklaştı. “İsterseniz annenize son kez veda edebilirsiniz.” Bacaklarım bir anda ağırlaştı. Yürümek istiyordum ama ayaklarım beni taşımıyordu. Nasıl o kapının önüne geldiğimi hatırlamıyorum. Görevli kapıyı yavaşça araladı. İçeride derin bir sessizlik vardı. Annem… Bembeyaz bir örtünün altında öylece uzanıyordu. Daha birkaç saat önce bana kızan, sesini yükselten kadın gitmişti. Yerinde tarifsiz bir sessizlik…