Külden Şehir

Denizkızları

Yazar:

Külden Şehir - Ceren Yılmaz kitap kapağı
Külden Şehir kitap kapağı

“Büyük Neptün’ün bütün okyanusu temizleyebilir mi bu kanı ellerimden? Hayır, aksine benim bu elim koca denizleri kızıla boyar, o yeşil suları baştan aşağı kırmızıya çevirir.” -Macbeth, William Shakespeare- (Montauk / New York – 2006 Temmuz) “Olmuyor böyle!” Bu saatlerdir yüzüncü bağırışı falandı. “Nerissa! Emma! Hadi ama daha ne kadar sizi beklemem gerekiyor!?” Dudaklarımı ısırdım, bu ses tonuna aşinaydım. Annem onu biraz daha bekletirsek hem Emma’yı hem de beni kıza kıza bu evden çıkartacaktı. “Daha evi süpürmem lazım!” Oflayarak, mor puantiyeli mayomun üstüne geçirdiğim elbisemin yakasını çekiştirdim. Elbisemi çok seviyordum. Üzerinde Bloom’un kocaman bir resmi vardı. En sevdiğim periye ait olan bu resmin üzerinde minik yıldızlar da vardı, pileli etekleri hele etrafımda dönünce uçuşuyordu. Elbisemin aynısından Emma’nın da üstünde vardı ama onun Winx kızı Flora’ydı. Uzanıp elindeki peluş tavşanı aldım. “Bu olmaz, annem kızar.” Tavşanı pembe arabalı yatağımın üstüne koyup aynama doğru yürüdüm. Odamız küçüktü. Annem bize çatı katını oda yapmıştı, ben çok seviyordum. Kocaman yuvarlak camın sağ ve solunda ikimizin pembe araba şeklinde yatakları vardı. Üstlerine Barbieli nevresim sermiştik, peluş oyuncağımız vardı bir sürü ama benim tavşanımın kulağı yırtıktı. Yine de onu bu şekilde çok seviyordum. Kapının yanında lila ve beyaz renklerinde -Lila muhteşem- Emma ile ortak kullandığımız bir dolap vardı 2 çekmeceli. Kıyafetlerimiz tepiş tepiş olmuştu elbiselerimizi ararken. Küçük üstünde pastel boyalar ile çizdiğimiz çiçekler olan şifonyerin üstünden çilekli tokamı alıp kıvırcık koyu kahverengi saçlarımı güzelce topladım ve yeşil gözlerimi geri o tavşanı kuzucuklu peluş çantasına tepmeye çalışan Emma’ya çevirdim. “Emma o olmaz.” Küçük kardeşim bana baktı, saçları benimkiler gibi değildi, düzdü ama benimkilerden kısaydı. “Kim demiş!” “Ben, diyorum!” “Sen… Sen neden öyle diyorsun? Bir kere tavşancık da görmek istiyor denizi… Neden öyle diyorsun?” “Çünkü…” Ellerimi iki yana açtım, 10 parmağımı gösterdim. “Ben bu kadar büyüğüm.” Altı parmağımı kapattım, kalan dördü ona uzattım. “Sen de bu kadar büyüksün, benim dediğim olur.” Omuz silkti, dudaklarını büzdü. Ağlarsa annem gelir ve kavgamız bitmiyor diye kızardı ama. “Of ağlama! Şey… Tavşancığı ben alayım o zaman, kumda oynarız tamam mı?” Ön dişlerini göstererek gülümsedi ve tavşancığı çantaya koyup bana uzattı. “Abla, mısır da yer miyiz? Ben… Ben de para var. Baak!” Bana pembe Winxli cüzdanını uzattı. “Olur değil mi?” “Olur! Bende de var, babam verdi! Dondurma da alırız!” “Nerissa, tekrar seslenmeyeceğim!” Annemin uyarısı ile cüzdanları da çantaya koydum. Emma hemen sarı simidini beline taktı, o yüzmeyi bilmiyordu ama ben biliyordum. Babam öğretmişti. Elini tuttum, beraber merdivenlere doğru yürüdük. Emma basamakları saymaya başladı, arada sayıları atlıyordu ama ben düzeltmiyordum. Düzeltince hemen ağlıyordu. “Hah, geldiniz mi?” Merdivenlerin yanındaki mutfağa girdim, annem piknik sepeti hazırlıyordu. Annem çok güzel bir kadındı, dümdüz upuzun saçları vardı. Gözleri de Emma’nınkiler gibi maviye çalıyordu. Zaten o ve Emma o kadar çok benziyorlardı ki, bazen babam annemin kopyasını doğurduğuna inandığını söylerdi. Önümüze eğilip elbiselerimizi düzeltti ve ikimizi de koklayarak öptü. “Nerissa, kardeşinin elini bırakma bebeğim. Yolun sağ tarafından yürüyün ve plaja varınca kumlara oturup uslu uslu beni bekleyin güzelim. Ben size meyve de hazırlayıp geleceğim, anlaştık mı? Denize girmek yok, kızlar. Söz verin bakalım.” “Söz!” “Söz!” Annem gülümsedi, Emma’nın yanaklarını sıktı, “Ablanın sözünden çıkmak yok. Tamam mı fıstığım? Nerissa, lütfen kardeşinin elini bırakma. Bak rica ediyorum, ben gelince istediğiniz kadar oynarsınız. Usluca oturun el ele. Hadi bakalım!” “Anne… Gelirken karpuz da getirir misin?” Annem başını sallayarak tezgahın üstünü işaret etti. Mutfağımız küçüktü. Ortada kare bir masa vardı ahşap. U harfinde de bir tezgah. Perdelerimiz bile kısaydı. Tavandan sarkıyorlardı. “Hazırlıyo…

Bölümün tamamını WritePad'de oku