2
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

Mavi mürekkep elime bulaşmasın diye atarcasına bıraktım kalemi sehpanın üzerine. Battaniyenin altına girip tüm bu korkunç şeylerden uzaklaşmaya çalıştım. Dünden sonra böyle bir şey bekliyordum, son zamanlarda iyice kopmuştuk biz, şaşırmamam gerekirdi. Canımın hiç yanmaması gerekirdi. Battaniyeyi başıma kadar çekip bir karanlığa hapsettim kendimi. Kapadım Kenan'ın 'Her baktığımda bana nefes oluyor.' dediği gözlerimi. Başaramamıştım ama, gözlerim kapanmıyordu. Sahtekarca olsa da kapatamıyordum gözlerimi. Yalandan da olsa mutluymuşum gibi, hiç umurumda değilmiş gibi yapamıyordum. Oysa ben mutluyum numarasını ne de güzel yapardım eskiden. İçim acıyordu. Ne ara gelmiştik biz bu aşamaya? Ne ara bu kadar öfkelenmiştik birbirimize? Eve gizli gizli girip boşanma dilekçesi bırakarak kaçmak da ne demekti? Karşıma geçip konuşamaz mıydı? 5 senelik bir geçmişimiz vardı bizim. 3 senelik evliydik biz! Karısıydım ben onun! Düşmanı gibi yaklaşmasına ne gerek vardı? Bu kadar mı öfkeliydi bana? Ben de ona öfkeliydim, hatta şimdi hiç olmadığım kadar öfkeliydim. Bu dilekçe ilk kimden çıktıysa, pes eden de o olmuş demekti. İyi ki diyorum şimdi kendime; İyi ki yazıp yazıp elimde buruşturduktan sonra evin bahçesine atmışım diyorum. En azından ilk pes eden ben değildim. İş hayatında hiç pes etmeyen sevgili kocam, ilişkimizde pes etmişti. Ben bu pes edişi hak etmemiştim, ben bunları hiç hak etmemiştim. Şimdi en yalın hâliyle soruyorum kendime, biz ne ara bu hâle geldik? Bu gecenin dünü de vardı elbette. Biz dün neler yaşamıştık hakikaten? Dün gece Bazen soruyorum kendime 'Kızım Gülfem, sen cidden ne için avukat oldun?' Adaleti temsil edecek olma fikri bana çok cazip gelmişti. Lisede derslerim çok iyiydi. Fakir ya da orta sınıf bir ailenin çocuğuysanız eğer derslere asılmak ve çalışmaktan başka çareniz yoktur. Benim de başka bir çarem olmadığı için çok çalışmıştım lisede. Hele son sene ağzımda mürekkeple gezer olmuştum, test kitaplarını yalayıp yutmuştum. Tercihler geldiğinde hiç erinmeden hukuku seçmiştim. Elim başka hiçbir bölüme gitmemişti. Adalete yön veren insanlardan olmak...Bu sihirli cümle etkisi altına almıştı beni, ben de adalete yön veren o insanlar gibi olacaktım. Neyim eksikti ki canım? İlk tercihime değil de 2. tercihime yerleşmiştim güzel bir üniversitede eğitim hayatıma başlarken içimdeki heves öyle çoktu öyle çoktu ki adalet temsilcisi olacağıma inanıyordum. Nah olmuştum tabii. Müvekkilimin suçlu olduğunu bildiğim halde onu savunmuştum ben, hem de defalarca. Diğer avukatı yalancı çıkartmak için elimden ne gelirse de yapmıştım. İşlerin bazı yerlerde böyle yürüdüğünü de anlamıştım tabii. Gencecik bir kız olarak içimdeki tüm hevesler staja başlamamla kursağımda kalmıştı bir bir. Kendi açacağım hukuk büromun ismi bile hazırken ben şimdi adaletin a'sından anlamayan bir işgüzar herifin bürosunda deliler gibi çalışıyordum. Mezun olduktan sonra bir sene çalışır açarım dediğim büromun ismi "Mavi Mürekkep" olacaktı. Şimdi buruk bir gülümseme ile anıyorum gerçekleşmesi gün geçtikçe imkansız hale gelen hayallerimi. Dilekçe yazmayı bile bilmeyen bir adam bana emir veriyordu! Ben de o emiri elbette ikiletmeden yerine getiriyordum. Haluk Tepebaşı...Meslek hayatıma karabasan gibi çöken adamdan tüm benliğimle nefret ediyordum. Okurken güzel gelen canım mesleğimden şimdilerde iyice soğumuştum, hayatıma devam etmek için çalışıyordum sadece. Avukatlıktan başka iş yapmamıştım yıllardır, her orta sınıf ailenin çocuğu gibi birçok işte çalışmış olsam da, avukatlığı ezberlediğim için kolayıma geliyordu. Sanırım yanlış yerden ezberlemiştim, yoksa bu berbat kariyerin başka bir açıklaması olamazdı. Zaten istifa da edemezdim, benim bazı sorumluluklarım vardı. Aileme bakıyordum ben, babama anneme, kız kardeşime... Maaşımın yarısını direkt onlar için gidiyordu. Bunu ciddi bir yola girdiğimiz ilk gün söylemiştim Kenan'a, hiçbir zaman aileme destek olmama karışmamıştı, hep hoş karşılamıştı. Zaten kendi kazandığım parayı onlar için harcadığım için herhangi bir tepkide b…