10
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

Kenan'ın içimde fırtınalar estirip gidişinin ardından kendimi toparlayıp adliye binasına girdim. Beni ilk olarak Şinasi karşıladı. ''Günaydın mısın Gülfem hanım.'' ''Günaydınım Şinasi durumlar nasıl?'' ''Füsun hanım şimdi erkek kardeşinin evinde, güvende merak etmeyin. İlk olarak Nesrin hanımın davası var ardından da karşı adliyeye geçeceğiz.'' ''Biliyoruz oğlum o kadarını, hallederiz kalkarız bu günün de altından ha ne dersin?'' ''Yapabiliriz, bu davaların da altından kalkarız Gülfem hanım.'' Şinasi'nin insana güven veren o yanını seviyordum. Kendimi gazlamaya devam ederek müvekkilimi karşıladım. Ayaküstü dosya takibinden sonra karşı tarafın avukatıyla durumu konuştuk. Biz avukatla anlaşsak da aileler kavgaya tutuşunca uyarı almıştık. ''Nesrin hanım sakin olun.'' ''Nasıl sakin olayım, sevgilisiyle gelmiş boşanma davamıza görmüyor musun?'' ''Evet görüyorum ama az sonra o sizin eski kocanız olacak. Sizden çaldığı her şeyi geri alacağız. Merak etmeyin bana güvenin.'' Kendimden emin bir şekilde konuşmuştum. Az sonra başıma gelecekleri bilmeden saçma bir güven vermiştim müvekkilime. Bunu hep yapıyordum insanlara, diğer olasılıkları susup içlerini rahatlatıyordum. ''Sana güvenmem gerektiğini söylüyordun, mallarımı devretmiş hem de o kadına. Sen nasıl avukatsın? Hemen başka bir avukat bulacağım kendimi. Üç kuruş ödemeyeceğim sana, avcunu yala!'' Bu sözleri işittiğimde mağlubiyetle kapadım gözlerimi. Beni, ben bile savunmaktan acizken Şinasi savundu. ''Gülfem hanıma karşı laflarınıza dikkat edin, ayrıca üzgünüm ki ücretimizi ödemek zorundasınız. Bir de bu yüzden davalık olursanız kesin biz kazanırız. Başka bir olasılık yok.'' Şinasi'nin beni yönlendirmesi ile çıktım adliyeden. Nesrin hanım ise arkamdan söylenmeye devam ediyordu. İlk davada yere çakılmıştım. Sırtımı arabanın kaputuna yaslayıp derin bir nefes aldım. Sabah ayna karşısında kendime verdiğim gaz osuruk hâlini almış atmosfere yayılıyordu. ''Niye paylamadın kadını abla, adliyede bağırdı çağırdı sana. Hayır seni tanımasam normal diyeceğim. Eskiden susmazdın, hakkını savunurdun ne bu pes etmişlik?'' ''Sözlerinde haksız mı Şinasi?'' ''Elbette haksız, biz avukatız dedektif değil. Adamın otuz tane sevgilisi varmış malları hangisinin üzerine yapacağını nerden bilebilirdik? Sen her ihtimali düşünsen de ertelenecekti bu dava.'' Bir aydınlanma yaşadığımda başımı kaldırdım, ''Hakikaten lan, şerefsiz herifin düzinelerce sevgilisi var ben hangisini takip edeyim? İki kuruşa tuttu beni günde kaç davam var lan benim? O zaman git tut kalifiye bir avukat senin azgın kocanı izlesin!'' ''Hah evet abla be, böyle ol. Tamam parlak değiliz iyi gitmiyoruz ama şeytanın bacağını kıracağız. Sen ne davalar kazandın.'' Sesli bir şekilde güldüğümde Şinasi son cümlesinin yeni farkına varmıştı, ''Lan Şinasi kafa çocuksun ha, ben ne dava kazandım bu zamana kadar?'' ''Öyle deme abla be, sen çok mert bir avukatsın.'' ''Beni örnek alma, sen zehir gibi es adliyelerde.'' dedim arabanın kapısını açıp binmeden hemen önce. ''O zaman senin gibi eseyim.'' dedi yanımdaki koltuğa otururken. Bu çocuk bana güveniyordu, ben bana güvenmezken o bana güveniyordu. Ulan Şinasi iyi ki yanımdasın be, valla bak. Şımarmasın diye bunları yüzüne söylemiyordum, işini iyi yapan insanlara iyi sözler söylediğinizde hemen şımarıyordu çünkü. Benim yanımdan ayrılıp stajını bitirdiğinde ona bu sözlerimin hepsini tek tek söyleyecektim. Biliyordum ki ileride Şinasi kendi bürosunu açıp çok başarılı bir avukat olacaktı. Kalbi temizdi lan bir kere bu adamın. Kalp temizliği de yolda çıkan engelleri süpürmeye yardım ederdi. Hiçbir işim yolunda gitmediğine göre acaba benim kalbim mi temiz değil acaba? O da bir ihtimal, sonuçta ben bir melek değilim. Telefonum çalınca Şinasi'ye döndüm, " Çantam arka koltukta bir baksana kim arıyor." Şinasi çantamı arla koltuktan alıp telefona baktı, " Kenan Yıldırım arıyor abla." Şaşkınlıkla yüzümü ona çevirdim, Kenan mesai saatleri içinde beni hiç aramazdı ki hep toplantıları olurdu, hep işi olurdu. Arabayı bir ye…