Giriş
Yazar: Adesonuzzz

KÜL SAATİNDE DOĞANLAR Giriş Gece, Milano’nun üzerine bir kefen gibi çökmüştü. Şehir ışıkları, D’Angelo malikanesinin devasa pencerelerinden süzülen soğuk sessizliği ısıtmaya yetmiyordu. Alessio D’Angelo, parmaklarının arasındaki kehribar bardağı hafifçe döndürürken, içindeki buzun kristal sesini dinliyordu. 32 yaşındaydı. Babası Marcello’nun mirası omuzlarına bir zırh gibi ağır, bir hüküm gibi keskin yerleşmişti. Ama o gece, Alessio’nun zihnindeki asıl ağırlık miras değil, henüz tanışmadığı bir kadının isminden geliyordu. Efsun Sarca "Bir adli psikolog," diye fısıldadı Alessio, sesi odadaki barut kokulu havayı yardı. "Ruhun karanlık dehlizlerinde gezen bir rehber. Bakalım benim karanlığımda kaybolmadan ne kadar yürüyebileceksin." --- Aynı saatlerde, İstanbul’un nemli sıcağında, Efsun Sarca masasının üzerindeki dosyaları kapatmıyordu. 27 yaşındaydı ve hayatı, insanların canavara dönüştüğü anları analiz etmekle geçmişti. Adli psikoloji, ona bir insanın göz bebeğindeki küçülmeden, sesindeki milimetrik titreşimden yalanı söküp almayı öğretmişti. Ama babasının ölümünden sonra kalan o tek fotoğraf karesi, öğrendiği tüm bilimsel gerçekleri sarsıyordu. Fotoğrafın arkasında sadece iki kelime yazılıydı: D'Angelo. Milano. Efsun, elindeki gümüş neşteri masanın üzerine bıraktı. O bir katil değildi. Hiç olmamıştı. O, katillerin zihnini parçalara ayıran bir cerrahtı. "Seni öldürmeyeceğim," dedi, fotoğrafın üzerindeki yabancı yüze bakarken. Sesi rüzgarın uğultusu gibi ince ama camı çatlatacak kadar sertti. "Seni, kendi ellerinle kurduğun bu imparatorluğun altında öldürteceğim." --- İTALYA: KAN VE BARUTUN BULUŞTUĞU YER Milano’nun dışındaki terk edilmiş bir dok deposu, D’Angelo ailesinin "geleneksel" sorgu odalarından birine dönüştürülmüştü. Havada paslı metal, taze kan ve pahalı bir tütünün kokusu birbirine karışmıştı. Ortadaki sandalyeye bağlı olan adam, Alessio’nun sabrını zorlayan son kişiydi. Alessio, pahalı İtalyan takım elbisesinin ceketini çıkarıp yanındaki adamına uzattı. Gömleğinin kollarını yavaşça katlarken dövmeleri, birer yılan gibi bileklerinden yukarı tırmanıyordu. "Bana yalan söyleme," dedi Alessio, sesi buz gibi bir sakinlik taşıyordu. "Adrenalin seviyenin yükseldiğini, ses tellerinindeki o gerginliği hissedebiliyorum. Senin için buraya özel birini getirdim." Kapı gıcırdayarak açıldı. Topuklu ayakkabıların beton zemindeki ritmik sesi, odadaki gerginliği bir keman teli gibi gerdi. İçeri giren kadın, bu kanlı dekorun içinde bir vaha kadar yabancıydı. Efsun Sarca, siyah uzun paltosu, toplu saçı ve elinde tuttuğu profesyonel dosyasıyla içeri girdi. Alessio, kadını tepeden tırnağa süzdü. Beklediğinden daha zarif, beklediğinden çok daha sarsıcıydı. Sarca soyadının hakkını veriyordu; sadece varlığıyla odadaki tüm havayı yerinden oynatmıştı. "İşine başla, Sarca," dedi Alessio, geri çekilip karanlığa gömülerek. "Bana bu adamın zihnindeki gizli odayı bul." Efsun, Alessio’ya dönmedi bile. Bakışlarını doğrudan sandalyedeki adama kilitledi. Bir adli psikolog olarak biliyordu ki; fiziksel işkence bir noktadan sonra bedeni uyuştururdu. Ama ruhsal işkence... o asla uyuşmazdı. Sandalyedeki adama doğru eğildi. Yüzünde, annesinin bebeğine fısıldadığı o ürpertici şefkatle gülümsedi. "Biliyor musun," dedi Efsun, parmaklarını adamın titreyen şakağında gezdirdi. "Vücudun şu an 'kaç ya da savaş' modunda. Ama sen kaçamıyorsun. Beynin sana ihanet ediyor. Bana istediğim ismi verdiğinde, bu acı sona ermeyecek. Sadece acının türü değişecek." Karanlık köşeden izleyen Alessio, ilk kez birinin işini kendisinden daha acımasızca yapabildiğine tanık oluyordu. Bu kadın, bir kurbandan çok bir avcıydı. --- KÜL SAATİ: X(?) O gece, sorgu bittiğinde ve her yer kan gölüne döndüğünde, Alessio ve Efsun deponun dışında, yağmurun altında karşı karşıya geldiler. "Neden yardım ediyorsun?" diye sordu Alessio, çakmağının ışığında kadının yüzünü görmeye çalışarak. "Senin dünyan bu değil. Sen düzgün insanların, beyaz önlüklerin dünyasına aitsin." Efsun, gözlerini Alessio’nun b…