3. Ormanın Çağrısı
Yazar: Zey

Gece korkularımı ve saatlerce zihnimi yoran anılarımı da beraberinde götürerek yerini aydınlık bir sabaha bıraktı. İblis kralın evime yaptığı ziyaretin üzerinden altı saat geçmişti, Peri Elçisiyle son görüşmemizin üzerinden ise yedi saat. Rui'ye bildirdiğim gibi tam vaktinde buluşacağımız yere ulaştığımda Peri yine beni şaşırtmamış ve benden önce oraya gelmişti. Bir ağacın tepesinde, yaprakların arasında kaybolan dala tünemişti. Peri diline ait bir şarkı mırıldanıyordu ve orman adeta onun melodisi eşliğinde dans ediyordu. Doğanın izleri ruhlarına ve bedenlerine işlenmiş olan Periler, doğaya bir dost gibi yaklaşırdı. Aralarındaki en kötü Perinin dahi doğaya saygısı vardı. Perileri delirtmek isteyen kimse gözlerinin önünde bir ağacı aleve verebilirdi. Cehennem Kralı'nın evinin önündeki ağacı yaktığım sırada etrafta beni izleyen bir Peri olmaması konusunda şanslıydım. Bu durumun kulaklarına gittiğine emindim ama Rui bana karşı bir öfke kusması yaşamamıştı. "Gökyüzü bugün dalgasız deniz kadar sakin." Rui sakin bir şekilde ayaklarını sallayarak göğe bakıyordu. "Bu da şans bizden yana demek. Gece yıldızları okudum, ikimiz de istediğimize ulaşacağız." "Fallara inanmam." diye düz bir sesle konuştuğumda bana üstten bir bakış atarak daldan aşağıya kendini bıraktı ve ayaklarının üzerinde sorunsuzca dikildi. Üzerindeki kıyafetleri, bir tutamını arkada topladığı saçlarını, bugün açıkta bıraktığı sivri kulaklarını ve parmaklarında parlayan yüzüklerini inceledim. "Ne yıldız falına ne de diğerlerine. Ben kendi aklıma inanırım, Peri. Şans ve falların anlattıklarından daha üstün olan aklıma." "Bu bir fal değil." Rui yanıma doğru adımlarken kollarını genişçe iki yana açtı. "Doğanın bizimle konuşma şekli. Doğa her şeyi görür ve fısıldar. Sen fısıltılarını duyamıyorsun diye doğanın anlatacakları son bulmayacak." "Doğa seni lanetten kurtarabilir mi?" Gözlerini devirdiğinde memnun bir şekilde gülümsedim. "Cevabı ben vereyim: hayır. Bugün yalnızca benimle iyi geçin Peri, seni lanetten kurtaracak kişiyle." Rui ile yan yana ormanın içinde ilerlemeye başladık. Üzerindeki deri yeleğin düğmelerinin güneş ışığı altında rengarenk ışıklarla parıldadığını fark ettim. Yeleğin altındaki tişörtü ise gerçek gümüş ipliğinden yapılmıştı muhtemelen. Periler gösteriş budalası yaratıklardı. "Bugün her zamanki halinden daha gerginsin." Rui hafif bir esintinin saçlarına kondurduğu küçük yaprağı nazikçe aldı ve havaya doğru bıraktı. Yaprak usulca dönerek ağaçların arasında süzüldü. "Nedir canını bu denli sıkan?" Derin bir nefes aldım. Benden bir yanıt alamadığında ise üstelemek yerine sessizliğime ortak oldu. Cadının evinin bulunduğu alan ormana çok da uzak sayılmazdı. Küçük sayılamayacak kulübenin bacasından dumanlar yükseliyordu ve saman sarısı çatısında bir kedi kıvrılmış uyuyordu. Dar kapıya yükselen dört basamağın kenarındaki demir korkuluğa bir süpürge yaslıydı. Kulübenin kirli görünen penceresinden bir gölge hızla geçtiğinde cadının evde olduğunu anladım. Peri kulübeye bakarken bedeni yanımda kasılmıştı ve solukları hızlanmıştı. Gerginliğini fark ettiğimde ona yandan bir bakış attım. "Sakin kalmayı başaramayacaksan bana ayak bağı olma ve burada bekle." Elini yanında bulunan ağacın gövdesine koyup "Xnethi Fketra." diye fısıldadı ve kendine çektiği elini kalbinin üzerine yerleştirip sanki kalbini doğaya sunmuş gibi yeniden karşıya itti. Peri lisanına çok hâkim olmasam da bu inançları doğrultusunda edilen bir tür duaydı. Doğanın Meleği korusun gibi bir anlama geliyordu. Xnethi, adı birçok eski kitapta geçen doğanın koruyucu Melek'i idi ve Periler onun gerçek olduğuna inanırdı. Düz bakışlarıma karşılık olarak sırıttı. "İnanç her şeydir İblis Avcısı. Yaşamın tadını almak için önce sev sonra da bir şeye inan." "Ben ölümün tadını tercih ediyorum, teşekkürler." Onu ardımda bırakıp kulübeye doğru ilerledim. Bacaklarımı saran deri pantolonun belindeki kemerin iki yanında takılı olan hançerin kılıfları bacağıma değiyordu. Ceketimin kol kısmında özel olarak ayarladığım bölüm…