18. Özgürlüğün Kıyısında
Yazar: Zey

Kruhtna Katliamı, 1.Dönem Gölgeler fısıldamaya başladığında her şey susar. Bana evrenin gizemlerini fısıldamak için gece göğe yükselen yıldızlar dahi suskunlaşır. Aklımı dolduran düşünceler karanlığa çekilir. Her şey susar ve onların fısıltılarını duymamı bekler. Gölgelerin fısıltılarını duyduğumda düşünmeyi bile bırakırdım çünkü onlar, benim en yakın arkadaşımdı. Annem, bazen geceler boyu eve dönmezdi. Babam, bazı zamanlar ortadan kaybolur ve yeniden dönene dek hiç var olmamış gibi hissettirirdi. Kocaman evimizde bir başıma kalırdım ama gölgeler, hep evin köşesinde saklanmış beni bekliyor olurdu. O gece de ateş böcekleri penceremizin önünde dans ederken ve cılız ateş, şöminenin içinde titreşerek salonumuzu aydınlatırken gölgeler yanımdaydı. Ancak bugün heyecanla yaptıklarımı anlatmıyordum ya da kıkırdamalarım boş evde yankılanmıyordu. Bahçede bulduğum küçük böcekler gibi kıvrılmıştım oturduğum yerde. Ateşin başında olmama rağmen bedenim tir tir titriyordu. O gece annemin nereye gittiğini biliyordum. O gece, üst katta babamın kendini astığı odada kötücül bir şeylerin dolaştığını hissediyordum. Üzerinden çok zaman geçmemişti o gideli ama ruhu şimdiden eve musallat olmuştu. Bazen gölgelerin arasında gözleri parlıyor, onu öldüren benmişim gibi öfkeyle beni seyrediyordu. “Annemi çağırmalarından nefret ediyorum.” diyen titrek, yumuşak sesim ateşin çıkardığı çıtırtıların arasında kayboldu. Yine de gölgeler beni duydu ve hareketlendi. Duvarların üzerinde dolaşıyor, zemini turluyor ve bazen de elime dokunuyorlardı. Bu, gölgelerin sakinleştirici sözleriydi. “Her seferinde geri gelmeyecekmiş gibi bakıyor bana. Hiç, geri gelmeyeceğini düşünmedim ama bugün, geri dönmeyeceğini hissediyorum.” Ateşin başına oturduğumdan bu yana dışarıdan sık sık yükselen güm sesi bir kez daha tekrar edince irkildim. Bacaklarımın etrafına sardığım kollarımdaki tüyler diken diken oldu. Gölgeler sıcak bir battaniye gibi omuzlarıma dokundu. Gece benim için yeryüzüne inmiş gibi hissettim. “Annen geri dönecek, küçük Melek.” Sürekli yanında olan birine güvenmek çok kolaydı, belki de bu yüzden ona güvendim. “Anneler çocuklarını terk etmez. Çocukları bir canavar olmadığı sürece.” Canavar dendiğinde aklımda öfkeli simsiyah gözler, karanlıkta yürüyen alevden bir suret canlanıyordu. Hiç canavar görmemiştim ama eminim ki canavarlar buna benziyordu. Güm sesi bir daha, bu kez daha yakından geldiğinde canavarın bir kapı ötemizde olabileceği düşüncesiyle ürperdim. “Annem gelmeden önce, onlar gelirse ne olacak?” Saldırı haberleri, artık annemin benden saklayamayacağı boyuttaydı. Birkaç sokak ileride, birkaç ev geride bazen ise yaşadığımız bu yerde... Her gün yeni bir saldırı oluyordu ve saklanacak bir yerin olmadığına her an daha çok inanıyordum. Sözlerimin ardından ateşin yoğunluğu artarken gölgeler bir surete büründü. Yarı insan, yarı karanlıktan öteye gidemeyen bu suret kendini çok nadir ortaya çıkarırdı. O da bir canavar mıydı? Korkutucu görünmesine rağmen neden ondan hiç korkmuyordum? “Buraya gelirlerse şayet, gördükleri tek şey gölgelerin yıkımı olacak.” Titreyen alevin ışığı altında gölgeler büyüdü. Üzerime kapanıp beni ve tüm dünyayı yutacak kadar görkemli görünüyorlardı. “Gölgeler, böyle bir katliamın karşısında ne yapabilir ki?” Katliam, son zamanlarda öğrendiğim bir kelimeydi. Görerek, yaşayarak, maruz kalarak öğrenmiştim ve hiçbir şey aklımdan bu kelimenin anlamını çıkaramaz, değiştiremezdi. Katliam, bir soluk uzağımdaydı. “Gölgeler, ölümün yeryüzündeki yansımasıdır küçük Melek.” Sıcak bir nefesin yüzüme vurduğunu hissettiğimi sandım. Fakat gölgelerin nefes almadığını bilecek kadar uzun süre onlarla vakit geçirmiştim. Gölgeler, ateşle var olup karanlıkta güçlenirdi. Nefes almaya ihtiyaç duymazlardı, yaşayanların soluklarını çalarlardı. “Gölgeleri karşısında bulan herkes kaçmayı diler. En akıllı İblis bile onların karşısında şansı olduğunu düşünmez. Gölgeler senin savaşçıların, gölgeler senin kalkanın, gölgeler senin kurtarıcın. Fısıltılarına kulak ver, yeter. Bır…