Kül Kralının Düşüşü

16. Kalpsiz Bir Canvardan Kalbi Olan Bir Yaratığa

Yazar:

Kül Kralının Düşüşü – Zey kitap kapağı
Kül Kralının Düşüşü – Zey kitap kapağı

Acıdan nefret ediyorum . "Göklerden geldi." Üzüntüden nefret ediyorum . "Ona bak." Vicdan azabından nefret ediyorum . "O, Tanrı'nın hediyesi." Nefretten nefret ediyorum . Fısıltılar, artık sesini işitemediğim kadının ağlayan sesinin yerini alıyordu. Soluk alıyordum. Alıyor olmalıydım çünkü kalbimin atışlarını hissediyordum. Yabancı bir ritim tutturmuş, göğsümü dövüyordu. Göğsüme değen soğuk parmak uçlarım kalbimin üzerinden akan kanla ıslanıyordu. Kalbimden kan akıyordu. İblis Avcısı olduğum gün koca bir delikle lanetlenen kalbim için için ağlıyordu ve onun gözyaşları kandan oluşuyordu. Kendime gelmek üzere olduğumu titreyen vücudumu hissettiğimde anladım ve bundan da nefret ettim. Bilincimi kazanmak istemiyordum. Karanlıkta, duygulardan uzaktaki o hiçlikte kalmak istiyordum. Ancak yaşamımda istediğim tek bir şey bile olmamıştı, yine olmayacaktı. Soğuktan olmasını umduğum seğirme bütün bedenimi ikinci bir ten gibi sarmalamıştı. Etrafa odaklanmaya çalıştım, düşüncelerimi susturmak istedim ama yapamadım. Parmaklarımı kanlı göğsüme bastırırken nefesim hızlandı. Zihnimde yaşam bulan her harf, kelime ve şekille anılarım soğuk mezarlarından çıkıyordu. İki yüz yıllık anılar... Ölümle, kanla, acımasızca katlettiğim yaratıklarla dolu anılar... Hançerimi bir bedenden çıkarıp diğerine sapladığım anılar... Çocuk, kadın, tür ayırmadan önüme çıkanı öldürdüğüm anılar... Acıdan boğuluyordum. Ölmem gerekiyordu. Bu anı yaşamak yerine ölmem gerekiyordu. Kanımda gizlenen kudretin hiçbir anlamı yoktu çünkü beni bir türlü istediğim yere götüremiyordu; ölüme. Kalbimin gözyaşlarına sıkı sıkı yumduğum gözlerimden akan yaşlar eşlik etti. Onlar da kandı. Elime bulaşan kanları emen ruhum, gerçeklerden kaçmak için kapattığım gözlerimden yaş olarak bu kanları akıtıyordu. Akıttığın kanların içinde boğularak öleceğini düşünüyorum, diyordu Cehennem'in yıkılmaz tahtının sahibi. Akıttığım kanlar gözlerimden akarak yüzümden aşağıya kayıyor, uzandığım soğuk yere damlıyordu. Cenin pozisyonunda yatıyordum. Bu kanlar beni kolayca boğabilsin diye böylesine büzülmüştüm belki de. Parmaklarım hançerimin kabzasını kavrarcasına kıvrıldı, göğsümü aşıp kalbimi yerinden çıkarmak arzusuyla karıncalandıklarını onlara itiraf edemedim. Parmaklarım öldürmeye alışıktı, kalbimi kolayca yerinden çıkarıp ezebilirlerdi ama artık yapamıyordum. Ölümden korkuyordum. Bu itiraf beni düşündüğümden de çok sarstı. Dudaklarımdan boğuk hıçkırıklar kaçıyor, titremem gitgide artıyordu. Korkudan kopuk yaşadığım yılların ardından onu tanıyamayacağımı sanmıştım ama bu his korkudan başka bir şey olamazdı. Çocukluğumdan kalma anılarım gibi eskimemiş, etkisini hiç yitirmemişti. Hâlâ kor gibi sıcaklığını koruyordu. Karanlığa duyduğum korku gözlerimi kapatmamı engelledi. Ateşe duyduğum korku buz tutan uzuvlarımı ısıtmamı engelledi. Soğuğa duyduğum korku hareket etmemi engelledi. Korkularım yılların acısını çıkarırcasına önüme devasa bir duvar ördüğünde o duvarın gölgesi üzerime düştü ve ben gölgelerden de korkmaya başladığımı öğrendim. Üzerime bir ağırlık bindi ama bunun sebebi gölgesinden korktuğum duvarın yıkılması değildi. Birisi üzerime örtü atmıştı. Yan gözle bakmaya çalıştığımda ışığı solmaya yüz tutmuş saç tellerimden başka bir şey göremedim. Birilerinin konuştuğunu duyuyordum. Yaklaşmaya korkuyorlardı ancak beni bırakıp uzaklaşmıyorlardı da. "Onu ısınması için taşımalıyız." diyordu kalın bir ses. Ne konuşan sesleri tanıyordum ne de zihnime işkence eden düşünceleri. Duygular, hasarlı kalbimin üzerine bindikçe düşüncelerim de yenileniyordu. Buradan nasıl kaçacaktım? İnsan kendi zihninden nasıl kaçabilirdi? "Ona dokunmam." diye fısıldadı bir kadın sesi. Beni içten içe tüketmeye başlamış eski bir dost sinmişti sesine: korku hem beni hem çevremdekileri avlıyordu. "Ya bize de zarar verirse? Yaptıklarını görmüyor musun?" Ne yapmıştım? Kalbim, acı acı kükredi. Merakımı bastıramadım. Titreyen parmaklarımla saçlarımı önümden çektiğimde uzandığım, üzeri karla örtülü toprağı gördüm. Ve daha da ilerisini...…

Bölümün tamamını WritePad'de oku