10. Kanlı Cevaplar
Yazar: Zey

Nedenler ve nasıllar her zaman yanıtlara ulaştırmaz. Bazı durumlara sorulan her soru yanıtsız kalmaya mahkumdur. Çünkü hiçbir soru durumu aydınlatmaya yetmez ve cevap karanlıkta gizlenmeye devam eder. Benden cevaplar bekliyorlardı ama onların soruları içinde bulunduğum durumu karanlıktan kurtaramıyordu. Zihnimde bir gölge dolaşıyordu, bu geçmişte çatı katımızda bana dostluk eden gölgeleri hatırlatıyordu. O günler de tıpkı annemin anlattıkları gibi bir masala dönüşüyordu. Benden uzaklaştıkça üzerine zaman örtülüyor ve her şey gibi kayboluyordu. Benden cevaplar istiyorlardı ama hiçbiri alacağı yanıtların ağırlığını kaldırıp kaldıramayacağını düşünmüyordu. Benim yanıtlarımın her harfi kanlıydı. Her harfinden gölgeler sızıyordu. Benim cevaplarımın ucunda ölüm ve yıkım bekliyordu. Onlar cevaplar istiyorlardı, nasıl bir acıyla karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Bunlar kanlı cevaplardı, bir kez ruhuna ilişti mi ömür boyu silinmezdi. Karar verilirken kendimi savunmam için almadıkları odada, yuvarlak bir masanın etrafına oturmuş krallar ile kraliçelerin karşısında dikiliyordum. Kuşkusuz dakikalar önce yaşanan şey en çok Peri Kraliçesini etkilemişti. Bana bakarken rol yapma gereği duymadan merakını belli ediyordu. Ve hiç şüphesiz bu durumdan en çok rahatsız olan da gözlerini bana dikmiş sessizliğini koruyan Cehennem Kralıydı. Sessizliği mi daha korkutucuydu sarf ettiği kelimeler mi çözemiyordum. "Doğanın koruyucu meleği neden sıradan bir İblis Avcısının yardımına koşsun?" diyordu Kyllpho kralı. Bakışları rahatsız edici biçimde üzerimden ayrılmıyordu. Bana çözülmesi gereken bir sorun, yok edilmesi gereken bir yaratık gözüyle bakan adamın yanında gösterişli krem renkli bir elbise içinde oturan karısı da ondan eksik kalmıyordu. "Belki de sıradan bir İblis Avcısı değildir." Kraliçe Cressida, bu odanın içinde beni destekleyecek gibi görünen tek kişiydi. Rui bu kez içeriye alınmamıştı. İblis Kral'ın peşinden ayrılmayan Thelonius dahi dışarıda beklemek zorunda kalmıştı. Kendisi ölümüm engellendiği için epey mutsuzdu son gördüğümde. "Konuşmayacak mısın Freyja?" Kendi halkından birini, o kendini savunmadan öldürmek isteyen Kral Altair'e bakarken yüzümde tek bir kas bile oynamadı. Benden bir cevap alamıyorlardı ve bu yüzden yalnızca kendilerince fikir üretiyorlardı. Freyja Lyznitra kimdir? Neden bir Melek tarafından korunuyor? Ölmesi beklenirken neden hayatta? Bütün soruları gözlerinden okunuyordu, hiç sorun etmeden de soruyorlardı zaten. Sanki onlara karşı bir sorumluluğum varmış gibi. Sanki cevap vermek zorundaymışım gibi. Ben bugün annemin ölümünü hatırlamakla kalmamış, aynı sonu paylaşacağımızı düşünmüştüm. Bugün o ateş o gün anneme nasıl yaklaştıysa bana da aynı şekilde yaklaşmıştı. Bugün yalnızca ölümden dönmemiştim, bunu zaten her gün yaşıyordum; ben ölmenin en acı şekline mahkûm edilmiştim. "Kızcağız şok yaşıyor Altair." diye çıkıştı Kraliçe Cressida ve ormanları andıran gözlerini bana çevirdi. Gözlerinde huzur vardı ve de dinginlik ancak o huzur benim buz tutmuş ruhuma dokunamıyordu. "Yeniden ölümünü oylamayacağız Freyja, korkulacak bir şey kalmadı. Buradaki kimse bir Melek'in kurtardığı kişiyi öldürmez." "Tekrar ölümümü oylamak mı?" Bunu şok yüzünden söylediğimi sandılar. Yüzümde soğuk bir gülümseme belirdi. "Size böyle bir şansı tekrar tanır mıyım sanıyorsunuz?" Bu konuşma biçimim yüzünden bile beni öldürebilirlerdi. Fakat bugün hiç olmadığım kadar soyutlanmış hissediyordum. Bugünden ve dünyadan. Yalnızca nefret vardı. "Beni öldürmek istediniz. Sorgulamadan, bana tek bir soru sormadan bu karara vardınız. Bir kehanetten, benden korktuğunuz için ölmemi istediniz. Kehanetler geleceğin izlerini taşır ama geleceği seçimler belirler. Bugün yaptığınız seçim gelecekte sizin karşınızda duracak birini yarattı. O gün geldiğinde sizin yanınızda olmayacağım ve gerekirse hepinizin ölmesini isteyeceğim." "Ölmenin en doğru karar olduğunu bu söylediklerinden hepimiz anlıyoruz." Mlyvadia krallığının arması elbisesinin üzerine işlemiş olan kraliçe soğuk…