KUKLALAR VE KARGALAR

2. BÖLÜM: ÖZGÜRLÜK MÜ?

Yazar:

KUKLALAR VE KARGALAR – Bahar İçel kitap kapağı
KUKLALAR VE KARGALAR – Bahar İçel kitap kapağı

ARKADAŞLAR YORUMLARINIZI GERÇEKTEN ÇOK ÇOK MERAK EDİYORUM. Oy verip yorum yaparak bana destek olabilir misiniz? :) İYİ OKUMALAR :) 2. BÖLÜM ÖZGÜRLÜK MÜ? Alarmım saat altı buçukta çalmaya başladığında, o mekanik ve ritmik ses odanın soğuk havasını bıçak gibi kesti. Ama ben zaten çoktan uyanıktım. Bütün gece, gözlerimi o yüksek, ahşap tavanın karanlığına dikip tavandaki hayali gölgelerin oynaşmasını izlemiştim. Yatak sertti, çarşaflar buz gibiydi ama beni uykusuz bırakan şey bu fiziki rahatsızlıklar değildi. Zihnimin içinde durmaksızın dönen, ruhumu bir cenderenin arasına sıkıştıran sorular vardı. Dün gece pencerenin denizliğinde bulduğum o siyah zarf, balmumuna kazınmış tekinsiz karga mührü, babamın geride bıraktığı o titrek el yazılı notlar ve hafızama kazınan o cümle... " Buakademide ipleri elinde tutanlar hükmeder; iplerini koparanlarsahayatta kalır." Bu cümle kime aitti? Bir dostun uyarısı mıydı, yoksa gölgelerin arkasından beni izleyen bir düşmanın tehdidi mi? Bu sorunun cevabını henüz bilmiyordum ama bildiğim tek bir şey vardı: Vane Enstitüsü'ne adım attığım an, farkında bile olmadan bir satranç tahtasının üzerine sürüklenmiştim. Hırsla yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım. Odadaki o keskin, nemli soğuk anında çıplak tenime işledi. Gardırobun kapağını açıp o gün giymek zorunda olduğum üniformayı çıkardım. Ceketi üzerime geçirip düğmelerini iliklerken, boydan boya uzanan antika aynanın karşısına geçtim. Ayna, hafif kararmış camıyla bana yabancı bir kadının aksini yansıtıyordu. Gece mavisi, neredeyse siyaha çalan koyu renkli, ağır kumaşlı bir ceket... Aynı renkte, dizlerimin birkaç parmak üzerinde biten pileli, sert bir etek. İçine oturtulmuş, yakası boğazıma kadar kapanan kolalı beyaz bir gömlek. Ve ceketin sol göğüs kısmına, tam kalbimin üzerine altın sarısı ipliklerle ince ince işlenmiş Vane Enstitüsü arması. Yine o sembol: Küçük, kanatlarını açmış bir kartal. Parmağımın ucuyla armadaki o sert işleyişe dokundum. Pürüzlü, soğuk iplikler tenimi karıncalandırdı. Bakışlarımı armadan kaydırıp aynadaki yüzüme diktim. Çatılmış kaşlarım, hafifçe büzülmüş dudaklarım ve üzerimdeki bu resmi okul üniformasıyla son derece absürt görünüyordum. Eteğimin ucunu iki parmağımla tutup hafifçe havaya kaldırdım. "Liseli miyim ben gerçekten?" diye mırıldandım, odanın sessizliğine karşı. "Hayır, yani resmen liseli gibi görünüyorum." Saçlarımı parmaklarımla tarayıp omuzlarımdan geriye attım. Dudaklarımı büzüp aynadaki yansımama bir kez daha baktım. Eğer babam hayatta olsaydı ve beni bu kılıkta görseydi, muhtemelen o kendine has gür kahkahalarından birini patlatır, "Demek bizim asi ressam liseli bir talebeye dönüştü," diye benimle dalga geçerdi. Bu düşünceyle birlikte yüzümde gayriihtiyari, sıcak bir tebessüm belirdi. Ama o tebessüm, babamın artık hayatta olmadığı, o kahkahayı bir daha asla duyamayacağım gerçeğiyle aynı hızla solup gitti. Göğsüme çöken o tanıdık ağırlıkla bakışlarımı aynadan kaçırdım. Komodinin üzerindeki saatime baktım. 06.42. Dün o buz gibi kadının uyarıları zihnimde çınladı. Buradaki ilk günümde geç kalıp o garip disiplin cezalarıyla uğraşmaya hiç niyetim yoktu. Derin bir nefes alıp odayı terk ettim. Ağır ahşap dış kapıyı kapatıp dışarı adım attığımda, avlunun sabahın erken saatlerindeki manzarasıyla karşılaştım. Avlu, dışarıdaki dünyadan tamamen kopuk, başka bir zaman dilimine ait gibiydi. Taş evlerin ve kasvetli surların üzerine gri, yoğun bir sis tabakası çökmüştü. Hava o kadar nemli ve soğuktu ki, nefes aldıkça ağzımdan beyaz buğular yükseliyordu. Evlerin pencerelerinin neredeyse tamamı karanlıktı, tek bir ışık kırıntısı bile yoktu. Yavaş adımlarla, taş kaplı patikada yürümeye başladım. Botlarımın altındaki nemli taşların çıkardığı ses dışında hiçbir gürültü yoktu. Yürürken, diğer öğrencilerin kaldığı o birbirinin kopyası olan taş evlere kaçamak bakışlar fırlattım. Hiçbir hareket, hiçbir yaşam emaresi yoktu. Perdeler bile rüzgârda kıpırdamıyordu. İçimden bir ses bunun normal olmadığını fısıldıyordu. İnsanların, hele ki…

Bölümün tamamını WritePad'de oku