Bölüm 9: Buz Tutmuş Yalanlar
Yazar: İpek🩷

Annemin gözleri, odanın loş ışığında adeta bir avcınınki gibi keskin ve tavizsizdi. Adımları ağır, temkinli ve her an bir açığımı yakalamaya hazırdı. Tam yatağımın ucuna, Barkın’ın az önce diz çöktüğü ve hırkasından sızan su damlalarının halıyı koyulaştırdığı o noktanın iki adım uzağında durdu. Perdenin rüzgarla savrulan ucunu eliyle kavrayıp balkona doğru baktı, ardından sert bir hamleyle kapıyı kapatıp mandalı kilitledi. "Sana soru sordum Lidya," dedi annem, sesindeki o dondurucu ton odadaki havayı bir kez daha sıfırın altına düşürürken. "Bu odadaki toprak kokusu ne? Ve neden bu saatte yatakta olmak yerine pencere kenarında topallıyorsun?" Kalbim göğüs kafesimi o kadar sert dövüyordu ki, sesini duyacak diye ödüm kopuyordu. Avcumun içindeki yatak örtüsünü daha sıkı sıktım. Yüzüme, hayatım boyunca onun karşısında takınmak zorunda kaldığım o maskelerden birini yerleştirdim. Soğuk, donuk ve ifadesiz. "Ağrım vardı anne," dedim, sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Bacağım sızlayınca biraz hava almak istedim. İçerisi çok basmıştı. O koku da bahçedeki çam ağaçlarından ve yağmurdan geliyordur." Annem tatmin olmamış bir ifadeyle gözlerini kısarak bana baktı. Bakışları yavaşça yatağın kenarına, halının üzerindeki o küçük ıslaklığa kaydı. Tam o anda nefesimi tuttum. Eğer oraya eğilir ya da o damlaların bir insana ait olduğunu fark ederse, her şey bitecekti. "Yarın sabah federasyon yetkilileriyle bir toplantım var," dedi annem, ıslaklığın üzerinde durmadan gözlerini yeniden yüzüme dikerek. "Evren Hoca senin durumunun abartılacak bir şey olmadığını, sadece küçük bir incinme olduğunu söyledi. Haklı, değil mi? Çünkü eğer o serseri çocuk yüzünden bu sezonu tehlikeye attıysan, o ortaklığı yarın sabah bitiririm. Yerine Güney Üniversitesi'nden Bora'yı transfer etmek için çoktan zemin hazırladım. Alara ile olan sözleşmelerini sabote edebilirim." Duyduklarımla içimdeki o korku dalgası saniyeler içinde saf bir öfkeye dönüştü. Annem için ben hiçbir zaman bir insan, bir evlat olmamıştım. Ben sadece onun podyumda sergilemek istediği, üzerine kendi adını kazıdığı bir trofeydim. Barkın’ı bu takımdan göndermek, beni yeniden o karanlık, yalnız ve mekanik dünyaya hapsetmek demekti. Ve en önemlisi, Barkın bana söz vermişti. “Bu kez seni her şeyden koruyacağım,” demişti. "Bora ile hiçbir yere gitmiyorum anne," dedim, sesimdeki netlik ve dik duruş annemi bile bir anlığına şaşırttı. "Benim partnerim Barkın Erdem. Ve haftaya yapılacak olan federasyon kontrolünde o buza çıkacağız. Sana o altın madalyayı getireceğiz. Şimdi lütfen odamdan çık, dinlenmek istiyorum." Annem bana uzun uzun, sanki karşısında ilk kez ona karşı gelen yabancı birini görüyormuş gibi baktı. Ardından arkasını döndü, topuklularının parkede çıkardığı o kibirli seslerle odadan çıkıp kapıyı sertçe kapattı. Kapı kapandığı an ciğerlerime nihayet hava doldu. Kendimi yatağa bıraktım. Gözlerimi tavana diktiğimde, Barkın’ın bacağıma dokunduğu o anki sıcaklık hâlâ tenimde asılı duruyordu. Biz artık sadece bir çift değildik; biz birbirimizin sırdaşı, birbirimizin suç ortağıydık. Tam on gün sonra. Büyük federasyon kontrolünün (test skate) yapılacağı kulüp salonu, dışarıdaki sonbahar güneşiyle aydınlanmıştı ama içerideki atmosfer adeta bir barut fıçısı gibiydi. Bu on gün boyunca Barkın sözünü tutmuştu. Kulübe her gün gece yarısı girmiş, ben evde bacağımı dinlendirirken o benim adımlarımı, benim dönüş açılarımı, nefes alışverişlerimi boşluğa karşı tek başına ezberlemişti. Gece, onun geceleri salonda tek başına nasıl bir delilikle çalıştığını bana telefonda ağlayarak anlatmıştı: "Lidya, adam resmen buza senin siluetini çizip onunla kayıyor, o kadar odaklanmış ki görsen inanamazsın." Bugün dikişlerim alınmıştı. Bacağımda ince, pembe bir çizgi kalmıştı sadece. Üzerime zümrüt yeşili yarışma tulumumu geçirirken, aynadaki yansımama baktım. Gözlerimde korku yoktu. Sadece o pisti Alara ve Bora’nın başına yıkmak isteyen bir hırs vardı. Soyunma odasından çıkıp koridora adım attığımda, Barkın’ı tam karşımd…