Bölüm 7: İtiraflar
Yazar: İpek🩷

Revirin tavanındaki beyaz floresan lamba, gözlerimi her kırptığımda beynimin arkasına keskin bir sızı gönderiyordu. Burnuma dolan o ağır tentürdiyot ve alkol kokusu, pistin o temiz, dondurucu ayazından ne kadar uzaklaştığımın en somut kanıtıydı. Sedye üzerinde oturuyordum. Sağ bacağımdaki antrenman tulumu dizimin üzerinden yukarıya kadar kesilmişti. Kulüp doktorunun elindeki dikiş iğnesi tenime her battığında, dişlerimi alt dudağıma o kadar sert geçiriyordum ki ağzımın içine metalik bir kan tadı doluyordu. Ama canımı yakan bacağımdaki o sekiz dikiş değildi. Canımı yakan, buzun üzerine damlayan o kırmızı kanın sıcaklığı da değildi. Canımı yakan tek bir şey vardı: Güvenmiştim. Hayatım boyunca ilk kez kendimden başka birinin kollarına, bir başkasının zamanlamasına ruhumu bırakmıştım ve o ruh, hırsın ve öfkenin rüzgarıyla savrulup paramparça olmuştu. "Derin bir kesik ama neyse ki kas dokusuna ciddi bir zarar vermemiş," dedi doktor, elindeki eldivenleri gürültüyle çöpe fırlatırken. "En az on gün buzdan uzak duracaksın, Lidya. Dikişlerin kaynaması gerekiyor. Zorlarsan yırtılır ve o zaman olimpiyat seçmelerini televizyondan izlersin." On gün mü? On gün buzdan uzak kalmak, benim gibi hayatını saniyelik milimlerle hesaplayan bir patenci için ölmekle eşdeğerdi. "On gün olamaz," diye mırıldandım, sesim o kadar bitkin çıkmıştı ki kendimi tanıyamadım. "Haftaya federasyonun ilk resmi ara kontrolü var. Çiftler kategorisinde koreografiyi oturtamazsak bizi listeden düşürürler." "Lidya, sağlığın her şeyden önemli tatlım," diyerek yanıma oturdu Gece. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu, elleriyle benim buz gibi kesilmiş ellerimi ısıtmaya çalışıyordu. "Ben Evren Hoca'yla konuştum. Federasyona tıbbi rapor sunacağız. Kimse seni bu halde buza çıkmaya zorlayamaz." "Annem zorlar, Gece," dedim, gözlerimden bir damla yaşın süzülüp sedyenin örtüsüne düşmesine engel olamayarak. "Meral Ataman’ı tanımıyormuş gibi konuşma. Bu sakatlığı duyduğu an kulübü birbirine katar. Beni zayıflıkla suçlar. Daha da kötüsü... Haklı olduğunu görür." Tam o sırada revirin ağır ahşap kapısı sanki menteşelerinden sökülecekmiş gibi büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri giren adamın yarattığı o yoğun, ezici aura odadaki havayı saniyeler içinde tüketti. Barkın’dı. Üzerindeki antrenman gömleğinin göğüs kısmında, benim bacağımdan bulaşan o kurumuş kan lekesi duruyordu. Siyah saçları darmadağın olmuş, yüzü adeta bir ceset kadar beyazlamıştı. Gözlerindeki o fırtınalı gri, yerini kapkara bir suçluluk kuyusuna bırakmıştı. Elleri yanlarında yumruk olmuş, parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. "Çıkın dışarı," dedi Barkın. Sesi o kadar derinden ve pürüzlü çıkmıştı ki, sanki günlerdir konuşmamış gibiydi. "Barkın, kız daha yeni dikişten çıktı, sırası değil—" diye diklendi Gece, önüme geçmeye çalışarak. "Gece, lütfen... Yalnız bırak bizi," dedim, gözlerimi Barkın’ın o paramparça olmuş yüzünden ayırmadan. Gece bana endişeli bir bakış fırlattı, ardından doktora işaret ederek revirden çıktı ve kapıyı arkalarından yavaşça kapattı. Odanın içinde sadece ikimizin nefes sesleri kaldı. Barkın, aramızdaki o birkaç adımlık mesafeyi sanki dünyanın en ağır yükünü taşıyormuş gibi yavaşça kapattı. Sedye kenarına yanaştı, dizlerinin üzerine çöktü. O asimetrik, dünyaya meydan okuyan dev adam, şimdi önümde diz çökmüş, gözlerini bacağımdaki o beyaz sargıya dikmişti. "Bana bakma öyle," dedim, sesimi olabildiğince soğuk tutmaya çalışarak. "Haklıydın, Erdem. Ben havaya kalkmadan önce düşeceğimi varsayarak hata yapıyormuşum. Ama asıl hatayı, beni ne olursa olsun yakalayacağına inanarak yapmışım." Barkın başını yavaşça kaldırdı. Gözlerindeki o saf acıyı gördüğümde içimde bir yerlerin kırıldığını hissettim. Elini sargının yanındaki temiz tenime doğru uzattı ama bana dokunmaya hakkı yokmuş gibi elini havada geri çekti. Yumruğunu kendi dizine vurdu. "Ben bir aptalım," dedi, sesi titriyordu. Hayatımda ilk kez Barkın Erdem’in sesinin titrediğini duyuyordum. "O lanet kadını, o pisliği orada görünce... İçimdeki o eski, her…