Kuğu Gölü

Bölüm 6: Kanayan Çelikler

Yazar:

Kuğu Gölü – İpek🩷 kitap kapağı
Kuğu Gölü – İpek🩷 kitap kapağı

Alara Soykan’ın o zehirli kırmızı elbisesiyle salonun ortasında belirdiği ve geçmişin tüm kirli defterlerini önümüze saçtığı o gecenin üzerinden tam otuz altı saat geçmişti. Benim kulüp restoranının ortasında, herkesin gözü önünde Barkın’ın elini tutup "Geleceği tamamen bana ait" deyişim basında deprem etkisi yaratmıştı. Gazeteler antrenman performansımızı bırakmış, magazin sayfalarında "Buz Pistinde Eski ve Yeni Sevgili Savaşı" başlıkları atmaya başlamıştı. Annem sabah odama gazete küpürlerini fırlatırken öfkeden köpürüyordu: "Sen bir sporcusun Lidya, bir magazin figürü değil! O Rusya artığı kadının seni kendi seviyesine çekmesine nasıl izin verirsin?" diye bağırmıştı. Ama asıl darbe, bu sabah federasyondan gelen resmi yazıyla vurulmuştu. Alara Soykan, Rusya’daki kulübüyle olan sözleşmesini tek taraflı feshetmiş ve bizim kulübümüze, yani Evren Hoca’nın kanatları altına geri dönmüştü. Üstelik tek başına da gelmemişti. Güney Üniversitesi’nden ayrılan Bora ile resmi olarak partner olduklarını açıklamışlardı. Artık sadece ezeli rakip değildik; aynı pisti, aynı havayı, aynı buzu paylaşmak zorunda olan iki düşman çifttik. Saat sabahın beşiydi. Antrenman tulumumu giymiş, patenlerimin bağcıklarını soyunma odasında sıkı sıkıya kördüğüm yaparken ellerimin titrediğini fark ettim. İçimde anlam veremediğim, bastıramadığım bir huzursuzluk vardı. Barkın’ın Alara’yı gördüğündeki o saniyelik donup kalışı, gözlerinde beliren o karanlık ve derin acı zihnimi kemirip duruyordu. Aralarında ne geçmişti? Alara’nın bahsettiği o "büyük mahvediş" neyin nesiydi? "Çok sıkı bağlıyorsun, kan dolaşımını durduracaksın," dedi boğuk bir ses. Başımı hızla kaldırdığımda, Barkın’ın kapı eşiğine yaslanmış beni izlediğini gördüm. Üzerinde siyah antrenman tulumu vardı, gözlerinin altı morarmıştı. Belli ki o da benim gibi gece boyu tek bir saniye bile uyuyamamıştı. "Kendi bağcıklarımla ilgilenebilirim, Erdem," dedim, sesimi dik tutmaya çalışarak. "Piste çıksak iyi olur. Malum, artık misafirlerimiz var." Barkın içeri doğru birkaç adım attı. Tam önümde durdu, dizlerinin üzerine çöküp ellerimi bağcıklardan çekti. Hiçbir şey söylemeden, düğümü gevşetti ve ayağımı tam kavrayacak şekilde, profesyonelce yeniden bağlamaya başladı. O kadar yakındı ki, saçlarının kokusunu, nefesindeki o gergin ritmi duyabiliyordu. "Alara’nın söyledikleri..." diye söze başladım, kendimi tutamayarak. "Doğru muydu? Elindeki her şeyi mahvettiğin..." Barkın bağcığı sertçe çekip son düğümü attıktan sonra başını kaldırdı. Gri gözleri o kadar yakındı ki, içindeki fırtınada boğulacak gibi hissettim. "Geçmiş geçmişte kaldı, Lidya. Alara benim için sadece bir isimden ibaret. Benim tek bir ortağım, tek bir geleceğim var. O da şu an tam karşımda oturuyor. Şimdi o kafandaki şüpheleri sil at ve buza odaklan. Çünkü bugün bizi çiğ çiğ yemek isteyecekler." Ayağa kalktı, elini uzattı. Elini tuttum ve birlikte koridora çıktık. Pist kapısını açtığımızda, içerideki atmosferin çoktan zehirlendiğini gördüm. Evren Hoca bariyerlerin kenarında, kollarını göğsünde kavuşturmuş, suratı mahkeme duvarı gibi dikiliyordu. Gece ise elindeki tabletle bir köşeye çekilmiş, gerginlikten patlamak üzereymiş gibi görünüyordu. Ve pistin tam ortasında, el ele, kusursuz bir senkronizasyonla kayan o ikili vardı: Bora ve Alara. Alara, beyaz kürk detaylı antrenman ceketiyle buzun üzerinde adeta süzülüyordu. Bizi fark ettiklerinde, Bora hızını azalttı ve Alara’yı belinden tutarak tam önümüzde durdurdu. "Günaydın yeni yetmeler," dedi Bora, alaycı bir sırıtışla. "Görünüşe göre pist bugün biraz kalabalık. Umarım ayağımızın altında dolaşmazsınız." "Bu pistin tapusu kimseye ait değil, Bora," diye sertçe araya girdi Evren Hoca. "Herkes kendine ayrılan saatlerde, kendi koreografisine çalışacak. Barkın, Lidya, siz Kuzey kanada geçin. Kısa program adımlarıyla başlıyoruz. Çaykovski’yi açıyorum!" Müziğin o hüzünlü melodisi salonda yankılanmaya başladığında, Barkın’la birlikte yerimizi aldık. Elimi kavradı, belime yerleşti. Ama bu kez aramızda tarif ed…

Bölümün tamamını WritePad'de oku