Bölüm 4: Buz Üstünde İlk Savaş
Yazar: İpek🩷

Basın lansmanındaki o patlayan flaşların, Bora ile yaşanan o ölümcül gerilimin ve Barkın’ın kameralar önünde beni belimden kavrayıp tüm dünyaya meydan okuyan o sözlerinin üzerinden tam kırk sekiz saat geçmişti. Gazeteler ve sosyal medya platformları sadece bizden bahsediyordu. "Buzun Üzerinde Tehlikeli Tutku" , "Lidya ve Barkın: Yeni Altın Çift mi, Yoksa Büyük Bir Kumar mı?" başlıkları her yerdeydi. Ama madalyalar manşetlerle değil, buzun üzerinde dökülen terle kazanılırdı. Ve bugün, o manşetlerin altını doldurmak zorunda olduğumuz ilk büyük sınav günüydü. Federasyon, basındaki bu büyük yankının ardından kulüp içi resmi bir deneme yarışı (test skate) düzenleme kararı almıştı. Bu sadece teknik bir kontrol değildi; federasyon başkanından hakem heyetine, sponsorlardan basına kadar herkes bugün bizi izlemek için tribünlerdeki yerini alacaktı. Eğer bugün çuvallarsak, hakkımızda çıkan tüm o havalı haberler birer alay konusuna dönüşecekti. Saat sabahın sekizinde pistin soyunma odasındaydım. Kalbimin ritmi o kadar yüksekti ki, göğüs kafesimi delip geçecek gibi hissediyordum. Annem Meral Ataman, odanın içinde bir sağa bir sola yürüyor, elindeki listeyi kontrol ediyordu. "Lidya, saçını daha sıkı topla. Dönüşlerde yüzüne gelmemeli," dedi, sesi her zamanki gibi bir anne şefkatinden uzak, bir komutan edasındaydı. "Federasyon Başkanı bizzat protokol tribününde. Bora ve antrenörü de izleyiciler arasında olacak. Onlara o ayı parçasıyla ne kadar uyumlu olduğunuzu göstermek zorundasınız. Hata istemiyorum. Tek bir düşüş bile bu sezonun bitmesi demektir, anladın mı beni?" "Anladım anne," dedim titreyen sesimi gizlemeye çalışarak. Siyah zemin üzerine gümüş taşlarla işlenmiş, sırtı tamamen açık yarışma elbisemin eteklerini düzelttim. Aynaya baktığımda gözlerimde o eski, tek başına parıldayan Lidya’yı göremiyordum. Artık kaderim bir başkasının ellerine, Barkın’ın çelik bıçaklarına bağlıydı. Derin bir nefes alıp soyunma odasından çıktım ve koridora adım attım. Tam pist kapısına doğru yürürken, Barkın’ı gördüm. Üzerinde elbisemle uyumlu, göğüs kısmı gümüş detaylarla süslenmiş siyah asimetrik bir yarışma gömleği ve siyah pantolonu vardı. Patenlerinin üzerinde, kollarını göğsünde kavuşturmuş halde duvara yaslanmıştı. Beni gördüğünde gözleri yavaşça baştan aşağı süzdü. Gri gözlerindeki o karanlık, loş koridorda bile kendini belli ediyordu. "Hazır mısın, Ataman?" dedi, ses tonu pürüzsüz ama bir o kadar da gergindi. "Ben her zaman hazırım, Erdem," dedim yanına vararak. "Asıl sen hazır mısın? Bugün hata yapma lüksümüz yok. Annem ve baban tribünde, federasyon tepemizde. En ufak bir zamanlama hatasında bizi çiğ çiğ yerler." Barkın hafifçe öne doğru eğildi, o her zamanki sert kokusu burnuma doldu. "Bırak yesinler. Biz o buza başkaları için değil, kendimiz için çıkıyoruz. Unuttun mu? Yere çakılacaksak bile birlikte çakılacağız." "Umarım çakılmayız," diye fısıldadım, gözlerimi ondan kaçırarak. Tam o sırada Evren Hoca ve Gece yanımızda belirdi. Evren Hoca’nın yüzünde her zamankinden daha ciddi, adeta savaşa giden bir generalin ifadesi vardı. Gece ise elindeki koreografi notlarını sıkı sıkıya tutmuş, heyecandan yerinde duramıyordu. "Çocuklar, dinleyin beni," dedi Evren Hoca, ikimizin de omuzlarına ellerini koyarak. "Dışarıdaki kalabalığı, basını, ailenizi unutun. Şu andan itibaren dünyada sadece ikiniz ve altınızdaki buz var. Müzik başladığında birbirinizin nefes ritmini dinleyeceksiniz. Barkın, fırlatmalı atlayışta (throw jump) Lidya’ya maksimum yüksekliği vereceksin ama onu havada serbest bıraktığın an gözlerin hep onun iniş açısında olacak. Lidya, ona güvenmek zorundasın. Kendini geriye doğru bıraktığında seni tutacağından şüphe edersen, eksenini kaybedersin. Hadi göreyim sizi." "Başarılar kuğularım, kalbim sizinle!" diye fısıldadı Gece, gözleri dolarak. Pistin demir kapısı açıldığında, salonun devasa uğultusu yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Tribünler tamamen doluydu. Protokol sırasında oturan Federasyon Başkanı, hemen yanında oturan annem ve Barkın’ın babası…