Bölüm 19: Huzur
Yazar: İpek🩷

Buzun üzerinde dudaklarımızın buluştuğu, puanları ve kuralları hiçe sayarak birbirimizin kollarında eridiğimiz o ölümcül saniyelerin yankısı tüm spor camiasını sallamaya yetmişti. Teknik olarak fırlatmalı atlayıştaki o saniyelik eksen hatam yüzünden düşüş yaşamıştık, evet; jüriler puanımızı kırmıştı. Ama Barkın’ın beni havada yakalayıp kendi gövdesini buza fırlatması, o sarsılmaz koruma refleksi uluslararası hakemleri o kadar büyülemişti ki, artistik puanlarımız (PCS) tarihin en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Alara ve Bora’nın toplamda aldığı puanı yine de geçmiş, İtalya kampından Olimpiyat vizesini cebe koyarak çıkmayı başarmıştık. Yarışmanın bitiminden birkaç saat sonra, Cortina d’Ampezzo’nun o şatafatlı spor kompleksinin arka koridorları derin bir sessizliğe gömülmüştü. Gece ve Evren Hoca basın toplantısı odasında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, ben soyunma odasının önündeki loş koridorda, sırtımı buz gibi duvara yaslamış Barkın’ı bekliyordum. Üzerimde hâlâ o siyah-beyaz yarışma tulumu vardı, bacağımdaki dikişler hafifçe sızlıyordu ama içimdeki huzur her şeyden daha büyüktü. "Demek bitti," diyen o dondurucu ses, koridorun köşesinden bir yılan gibi süzüldü. Başımı kaldırdığımda annem Meral Ataman’ı gördüm. Elindeki kürk mantosunu sıkıca sarmış, bana bakıyordu. Ama bu kez gözlerinde o alışık olduğum kibirli öfke yoktu; aksine, tamamen yenilmiş, maskesi paramparça olmuş bir kadının çaresizliği vardı. "Beni herkesin önünde rezil ettin Lidya," dedi annem, sesi bu kez titriyordu. "O serserinin üzerine düştün, kameraların önünde onu öptün. Benim yıllardır senin için inşa ettiğim o kusursuz kraliçe imajını tek bir saniyede yerle bir ettin." "Ben hiçbir şeyi yerle bir etmedim anne," dedim, hayatımda ilk kez sesimi yükseltmeden, tamamen olgun ve dik bir duruşla. "Ben sadece ilk kez o buzun üzerinde gerçekten yaşadığımı hissettim. Sen benim robot olmamı istedin, madalyalar kazanıp senin egonu tatmin etmemi istedin. Ama Barkın bana nefes almayı öğretti. O kağıtlar, o puanlar umurumda değil artık. Biz olimpiyata gidiyoruz. Kendi adımızla, kendi aşkımızla." Annem tam ağzını açıp bana ağır bir hakaret savuracaktı ki, koridorun diğer ucundan gelen sert ayak sesleri onu durdurdu. Gelen, Barkın’ın babası Kadir Erdem ’di. Yüzü mahkeme duvarı gibiydi ama gözlerinde ilk kez oğluna karşı o sert nefretin yerini garip bir sarsıntı almıştı. Hemen arkasından Barkın koridora adım attı. Üzerindeki siyah ceketi, darmadağınık siyah saçları ve o fırtınalı gri gözleriyle tam karşımızda durdu. Babasıyla göz göze geldiklerinde, koridordaki hava adeta barut kokusuyla doldu. "O kızı havada tutuşun..." dedi Kadir Bey, sesi pürüzlü ve kısıktı. "Geçen yıl Alara’yı fırlattığında bunu yapamamıştın." "Çünkü geçen yıl o buzda sadece babasının hırslarını tatmin etmeye çalışan kör bir adam vardı," dedi Barkın, bana doğru yürüyüp elimi sıkıca kavrayarak. Parmaklarının sıcaklığı anında içimi ısıttı. "Ama bugün o buzda, sevdiği kadını canı pahasına korumak isteyen gerçek bir adam var. Senin o lanetli geçmişin, o bitmek bilmeyen baskıların bitti baba. Biz o vizeyi aldık. Erdem soyadını senin parmaklıkların arasından çıkarıp zirveye taşıdım. Şimdi önümüzden çekil." Kadir Erdem hiçbir şey söyleyemedi. Hayatında ilk kez oğlunun bu sarsılmaz iradesi karşısında boyun eğerek arkasını döndü ve koridorun karanlığında kayboldu. Annem ise bana son bir nefret dolu bakış fırlatıp, "Türkiye’ye döndüğümüzde bu iş bitmedi Lidya," diyerek topuklarının keskin sesleriyle bizi terk etti. Onlar gittiğinde, koridorda sadece ikimiz kaldık. Barkın beni duvarla kendi gövdesi arasına aldı. İki elini de duvara yaslayıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gri gözlerindeki o kapkara yangın, içimdeki tüm korkuları bir kez daha küle çevirdi. "Bitti, sevgilim," diye fısıldadı, dudakları dudaklarıma milimler kala. "Tüm barikatları yıktık." "Şimdi ne olacak?" diye sordum, nefes nefese onun gözlerinin içinde kaybolurken. "Şimdi Türkiye’ye döneceğiz," dedi Barkın, yüzünde o her şeyi altüst etmeye hazır, aşık v…