Bölüm 18: Kanatların Direnişi
Yazar: İpek🩷

Patinaj çeliklerimizin dondurucu zeminle buluştuğu o ilk salisede, salonun devasa uğultusu bıçak gibi kesildi. Işıklar karardı, tepemizdeki devasa spotlar sadece pistin ortasındaki o dar daireyi, yani bizi aydınlattı. Protokol tribününde annem Meral Ataman’ın kollarını göğsünde kavuşturmuş, bir heykel gibi donmuş yüzünü; hemen yanında Kadir Erdem’in oğluna nefretle bakan gözlerini görebiliyordum. Bariyerlerin arkasında Alara ve Bora, dudaklarındaki o sinsi gülüşle bizim yere çakılacağımız o saniyeyi bekliyorlardı. Barkın arkama geçti. Sağ elinin sıcaklığı belime yerleştiğinde, dün gece dağ evinde tenime bıraktığı o korumacı yemin ağırlığını hissettim. Parmaklarımız havada kilitlendi. Başımı hafifçe arkaya eğip ona baktığımda, o gri gözlerdeki fırtınanın tamamen dindiğini, yerini sadece bana ait olan o sarsılmaz aşka bıraktığını gördüm. "Sadece benimlesin, Beyaz Kuğu," diye fısıldadı, nefesi ensemdeki sıkı saçlarıma çarparak. "Uçacağız." Müziğin o trajik, ağır ve insanı derinden sarsan son bölüm tınıları salona yayıldı: Çaykovski - Kuğu Gölü: Büyük Final. İlk adımla birlikte buza gömüldük. İnanılmaz bir hızla, adeta tek bir bedenin iki farklı uzvu gibi kaymaya başladık. Bacağımdaki o sekiz dikişin sızısı, Barkın’ın beni havada taşıyan o muazzam gücü karşısında tamamen yok olmuştu. Biz artık iki ayrı patenci değildik; biz bu buzun üzerinde birbirine kenetlenmiş tek bir ruh, tek bir isyandık. İlk büyük elemente geliyorduk: Yan Yana Dörtlü Salchow Atlayışı. Bu, çiftler kategorisinde erkek ve kadının tamamen aynı milisaniyede yapması gereken, hataya en kapalı hareketti. Hızlandık. Tam jürinin önünden geçerken, milimetrik bir zamanlamayla sol ayaklarımızın iç kenarını buza vurduk ve havaya yükseldik. Bir, iki, üç, dört... Havada adeta zaman durmuştu. Spot ışıkları altımızda dönerken, Barkın’ın havada benimle aynı hizada döndüğünü hissettim. Ve iniş anı... Sağ ayaklarımızın dış kenarı üzerine aynı anda, tek bir ses çıkararak pürüzsüzce indik. Tribünlerden ilk büyük alkış tufanı koptu. Evren Hoca bariyerlere vurarak bağırıyor, Gece gözyaşları içinde zıplıyordu. Ancak Alara’nın sahne arkasında zihnime ektiği o zehirli şüphe tohumu, müziğin en dramatik yerine geldiğimizde kendini hatırlattı. Şimdi o en tehlikeli, geçen hafta beni kanlar içinde bırakan fırlatmalı atlayışa geliyorduk: Throw Triple Axel. Pistin köşesinden geriye doğru inanılmaz bir süratle çıktık. Müziğin ritmi davullarla birlikte zirveye ulaştı. Barkın beni iki eliyle belimden kavradı. Tam beni havaya fırlatacağı o son salisede, Alara’nın sesi kulaklarımda çınladı: "Barkın seni havada bıraktığında, zihninin arkasında hep o korku olacak..." O an içimde saniyelik bir tereddüt yaşandı. Vücudumu geriye doğru fırlatırken eksenimi tam kilitleyemedim. Barkın beni devasa bir güçle havaya fırlattı. Yukarı çıktım. Çok yukarı. Salonun tavanındaki spot ışıkları gözlerimi kamaştırdı ama havada kendi eksenim etrafında dönerken dengemin bozulduğunu, sol bacağımın havada çok erken açıldığını fark ettim. Üç dönüşü tamamlamıştım ama iniş açım tamamen yanlıştı. Doğrudan sol bacağımın, o yaralı ve dikişli yerimin üzerine çakılacaktım. Tribünlerden korku dolu çığlıklar yükseldi. Annemin ayağa kalktığını, Alara’nın zaferle gülümsediğini hayal meyal gördüm. Yere çakılmama saliseler kalmıştı. Ama tam o anda, o dondurucu dağ evinde verilen sözler buzun üzerinde somut bir gerçeğe dönüştü. Barkın, benim dengemi kaybettiğimi gördüğü o salisede, kendi serisini tamamen bozarak inanılmaz bir hızla altıma doğru kaydı. Kuralları, puanları, jüriyi... Her şeyi hiçe saydı. Sağ patenim buza değip kırılacağı an, Barkın iki güçlü koluyla beni havada yakaladı. Göğsüne sertçe çarptım. İkimizin de dengesi altüst oldu ama o sarsılmaz gücüyle beni bırakmadı. Sırtüstü buza doğru devrilirken, son bir refleksle beni kendi gövdesinin üzerine çekti. Büyük bir gürültüyle buza çakıldık. Ama canım yanmamıştı. Çünkü ben, Barkın’ın o sıcak, korumacı göğsünün üzerindeydim. Nefes nefese, onun üzerinde kaldım. Yüzlerimiz birbi…