Bölüm 14: Kıskançlık
Yazar: İpek🩷

O büyüleyici gecenin, pistin ortasındaki loş spot ışığı altında dudaklarımızın buluştuğu ve Alplerin dondurucu soğuğunu tamamen yok eden o ilk gerçek nefesin üzerinden sadece birkaç saat geçmişti. Barkın’ın kollarında, onun kalp atışlarını dinleyerek geçirdiğim o kısa süre hayatım boyunca hissettiğim en büyük güven duygusuydu. Artık aramızda aşılmaz surlar, sahte nefret senaryoları yoktu. Biz arkamıza o muazzam aşkın gücünü almıştık. Ancak bu güzel rüya, sabahın köründe odamın kapısının Gece tarafından yumruklanmasıyla son buldu. "Lidya! Çabuk kalk, salona geçmemiz lazım! Jüriler yerini almış, Alara ve Bora çoktan buza çıkıp ısınmaya başlamış bile!" Hızla yataktan fırladım. Aynaya baktığımda yanaklarımdaki o hafif kızarıklığı ve gözlerimdeki o yeni, aşık kadının ışıltısını gördüm. Ama bugün o ışıltıyı sert bir profesyonellikle gizlemek zorundaydım. Üzerime, göğüs kısmı gümüş taşlarla bezeli, sırt dekolteli lacivert yarışma tulumumu geçirdim. Saçlarımı tepede sıkı bir atkuyruğu yaptım. Aynadaki yansımama son kez bakıp derin bir nefes aldım: Ben Lidya Ataman’dım ve bugün benim arkamda beni asla bırakmayacak bir adam vardı. Salona adım attığımızda dondurucu hava yüzüme çarptı. Tribünlerde uluslararası hakemler, kamp koordinatörleri ve ISU yetkilileri ellerinde not defterleriyle oturuyorlardı. Pistin ortasında ise Alara ve Bora, hırslı adımlarla kayıyorlardı. Barkın, bariyerlerin kenarında patenlerini bağlamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş halde beni bekliyordu. Üzerindeki siyah tulum ve keskin bakışlarıyla adeta bir yırtıcı gibiydi. Beni gördüğü an o gri gözlerindeki fırtına dindi, yerini dün geceden kalan o derin, sadece bana ait olan sıcaklığa bıraktı. "Geç kaldın, Beyaz Kuğu," dedi, ses tonu pürüzsüz ve boğuktu. "Seni bekletmek hoşuma gidiyor, Erdem," dedim, hafifçe gülümseyerek yanına varırken. Patenlerimin koruyucularını çıkarıp buza bastığım an, çeliğin o keskin sesi salonda yankılandı. Barkın elini uzattı. Parmaklarımız birbirine kenetlendiğinde, aramızdaki o elektrik akımı ikimizi de saniyeler içinde aynı rütbeye getirdi. Birlikte pistin ortasına doğru kayarken, Alara ve Bora hızlarını azaltıp tam önümüzde durdular. Alara’nın gözleri önce benim yüzümde, ardından Barkın’ın elimi tutuşundaki o fazlasıyla sahiplenici, rahat tavırda gezindi. Kadınsal içgüdüleri her şeyi saniyeler içinde anlamış gibiydi. Yüzündeki o kibirli gülüş aniden dondu, gözlerinde saf bir nefret ve kıskançlık ateşi parıldadı. "Bak sen şuna," diye tısladı Alara, sesini jürilerin duyamayacağı şekilde kısarak. "İstanbul’un küçük burjuva kızı, bizim vahşi oğlanı tamamen evcilleştirmiş galiba. Barkın, o elleri benim belimde tutarken bu kadar yumuşak değildin. Ne o, yeni ortağının kemikleri kırılır diye mi korkuyorsun?" Barkın öne doğru yarım adım attı, beni arkasına alırken elini elimden bir an bile ayırmadı. "Alara, senin belini tuttuğum günler benim hayatımın en büyük hatasıydı. Ama şanslısın ki, bugün o hatayı tamamen telafi edecek bir kadının ellerini tutuyorum. Şimdi o zehirli dilini yut ve hattına geç. Çünkü birazdan bu buzda nefes bile alamayacaksın." Bora dişlerini sıkarak araya girdi. "Görüşeceğiz Erdem. Jüriler ikimizi aynı anda izliyor. Bakalım o aşk sarhoşluğunuz havaya kalktığınızda dengenizi korumaya yetecek mi?" "Evet çocuklar! Yerlerinizi alın!" diye bağırdı Evren Hoca bariyerlerin kenarından. "Aynı anda kısa program adımları! Çaykovski’yi açtırıyorum!" Müziğin o hüzünlü, ağır melodisi Alplerin cam tavanlı salonunda yankılanmaya başladı. Aynı anda iki çift de harekete geçti. Pist bir anda iki farklı kutbun savaşına sahne oldu. Biz sağ köşeden hızlanırken, Alara ve Bora sol köşeden merkeze doğru kayıyordu. Barkın arkama geçti, sağ elini belime yerleştirdi. Bu kez parmaklarının baskısında dün gecenin o korumacı, aşık dokunuşu vardı. Onunla kaymak artık bir zorunluluk değil, adeta gökyüzünde kanat çırpmak gibiydi. Vücudumuz o kadar senkronizeydi ki, çeliklerimizin buzda bıraktığı ses tek bir patenden çıkıyormuş gibi kusursuzdu. İlk büyük elem…