Kuğu Gölü

Bölüm 10: İtalya Daveti

Yazar:

Kuğu Gölü – İpek🩷 kitap kapağı
Kuğu Gölü – İpek🩷 kitap kapağı

Federasyon kontrolündeki o kusursuz zaferimizin ve salonda yankılanan alkış tufanının üzerinden tam üç gün geçmişti. Gazeteler ve dijital platformlar bizden, yani "Kuğu Gölü'nün Asi Çifti"nden bahsediyordu. Annemin yüzündeki o kibirli memnuniyet, evdeki odaların havasını bir nebze olsun yumuşatmıştı. Ancak asıl büyük bomba, dün akşam federasyon başkanından gelen resmi elektronik postayla patlamıştı. Kış Olimpiyatları öncesi, dünyanın en elit patencilerinin davet edildiği İtalya'nın Cortina d'Ampezzo kasabasındaki özel yüksek irtifa hazırlık kampına seçilmiştik. Bu kamp, sadece bir antrenman alanı değildi; olimpiyat podyumunun gayriresmi provasıydı. Ve tabii ki, en büyük kriz de tam burada başlıyordu: Federasyon, Türkiye kotasını tam doldurmak adına kampa sadece bizi değil, ikinci çift olarak Alara ve Bora ’yı da dahil etmişti. Sabahın ilk ışıkları Alplerin dondurucu ve heybetli zirvelerine vururken, Cortina’daki lüks ahşap olimpiyat köyü oteline giriş yapmıştık. Bavulumu odama bırakıp üzerime kalın, beyaz bir kışlık mont geçirdim ve kampüsün hemen ortasında yer alan devasa cam tavanlı buz sarayına doğru yürüdüm. İçerisi, dünyanın dört bir yanından gelen şampiyon sporcuların paten sesleriyle inliyordu. Ruslar, Amerikalılar, Japonlar... Herkes buradaydı. Bariyerlerin kenarında, elinde sıcak kahvesiyle dikilen Evren Hoca’yı gördüm. Yanında Gece, elindeki kalın montuna sarılmış, etrafı inceliyordu. "Hoş geldin Lidya," dedi Evren Hoca, gözlerini pistteki yabancı sporculardan ayırmadan. Sesinde Alplerin havası kadar keskin bir ciddiyet vardı. "Burası İstanbul'daki küçük kulübümüze benzemez. Burada attığın her adım, uluslararası hakemlerin radarına girecek. Barkın nerede?" "Bavulları yerleştiriyordu hocam, gelir birazdan," dedim, etrafa göz atarak. Tam o sırada, pistin giriş kapısından o tanıdık, rahatsız edici gülüş yükseldi. Bora ve Alara, üzerlerinde İtalya kampı için özel tasarlanmış lacivert takım montlarıyla içeri girdiler. Alara, her zamanki gibi spot ışıklarını üzerine çekmek istercesine saçlarını savurarak doğrudan bana doğru yürüdü. "Vay canına, Beyaz Kuğu da buradaymış," dedi Alara, tam önümde durup gözlerini kısarak. "İstanbul’daki o şanslı performansınız sizi buraya kadar taşımış ama Alplerin havası adamın ciğerini yakar, Lidya. Buradaki hakemler Barkın’ın o 'kahramanlık' numaralarını yutmaz." "Şans mı?" diyerek arkamdan yükselen o derin, boğuk ses salondaki tüm uğultuyu bir anda böldü. Barkın gelmişti. Üzerinde siyah, boğazlı bir kazak ve koyu renk bir kışlık ceket vardı. Islak siyah saçları ve o fırtınalı gri gözleriyle, salondaki yabancı kadın sporcuların bile dönüp bakmasına neden olan o karanlık aurasıyla tam yanımda durdu. Elini hiç tereddüt etmeden omuzuma yerleştirdi, beni hafifçe kendine doğru çekerek Alara ile arama adeta bir duvar ördü. "Bizim buzda şansa ihtiyacımız yok, Alara," dedi Barkın, ses tonundaki o keskin tehdit Alara’nın yüzündeki gülüşü dondurdu. "Ama senin ve arkandaki o korkağın, burada ayakta kalabilmek için şanstan çok daha fazlasına ihtiyacı olacak." Bora öne doğru bir adım attı, gözleri Barkın’ın omuzumdaki eline kilitlendi. "Görüşeceğiz Erdem. Bu akşam kampın açılış kokteyli var. Bakalım o lüks salonda da böyle dik durabilecek misiniz?" Akşam, dağ manzaralı otelin devasa cam salonunda düzenlenen hoş geldin kokteyli, uluslararası spor camiasının gövde gösterisine dönüşmüştü. Dışarıda lapa lapa kar yağıyor, içerideki şöminenin ateşi kristal kadehlerin üzerinde parıldıyordu. Ben, sırtı çapraz iplerle bağlı, vücudumu tamamen saran zümrüt yeşili, uzun bir elbise giymiştim. Saçlarımı ensemde sıkı bir topuz yapmıştım; bu bana pistteki o soğuk, odaklanmış havayı katıyordu. "Nefes kesici görünüyorsun," diye fısıldadı bir ses arkamdan. Arkamı döndüğümde Barkın’ı gördüm. Siyah bir takım elbise giymişti ama kravat takmamıştı; gömleğinin üst iki düğmesi açıktı ve bu ona o tehlikeli, kuralsız havasını fazlasıyla veriyordu. Gözlerindeki o gri fırtına, elbisemin rengiyle birleşince garip bir yeşil tonuna b…

Bölümün tamamını WritePad'de oku