Bölüm 1: Sıfırın Altında
Yazar: İpek🩷

Buz yalan söylemezdi. İnsanlar maskeler takar, sahte gülücüklerin arkasına saklanır, kelimelerle birbirini kandırırdı ama bu buz pisti öyle değildi. Keskin çelik bıçakların beyaz zemine her vuruşunda içindeki hırsı da, korkuyu da, tereddüdü de dışarı kusardın. Eğer odaklanamazsan, eğer zihninde tek bir şüphe kırıntısı bile barındırırsan, o soğuk ve acımasız zemin seni hiç acımadan altına alır, kemiklerini sızlatacak bir sertlikle yere çakardı. Ben Lidya Ataman. Bu pistin bana biçtiği adla: Beyaz Kuğu . "Kollarını daha yukarı kaldır, Lidya! Göğsünü dik tut! Kaç kere söyleyeceğim sana, havada süzülürken bir kraliçe gibi görünmelisin, acı çeken bir köle gibi değil!" Annem Meral pistin kenarındaki bariyerlere vurarak bağıran sesi, loş salonun yüksek tavanında yankılanarak zihnime bir çivi gibi çakıldı. Nefesim boğazımda düğümlenmişti, ciğerlerim sıfırın altındaki o buz gibi havayı içine çektikçe yanıyordu ama durmadım. Duramazdım. Patenlerimin altındaki keskin bıçaklar buzu adeta ikiye bölerken hızlandım, hızlandım... Sol ayağımın dış kenarıyla buza bastım, vücudumu gerdim ve kendimi yukarı, o uçsuz bucaksız boşluğa fırlattım. Bir, iki, üç... Üçlü aksel. Vücudum havada bir eksen etrafında kusursuzca dönerken zaman yavaşladı. Spot ışıklarının gözümü alan parıltısı, salonun loşluğu, annemin sert bakışları birbirine karıştı. Ve sonra, sağ ayağımın geri dış kenarıyla buza indim. Kusursuz bir iniş olmalıydı. Ama tam o anda, salonun o devasa metal kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Patenlerimin dengesi saniyelik bir sarsıntıyla bozuldu ve sağ bileğimin üzerinde sola doğru yalpalayarak sertçe buza düştüm. Kalçamın üzerine çökerken buzun o dondurucu soğukluğu taytımdan tenime işledi. Acı umurumda bile değildi. Beni asıl yıkan, saniyeler önce hissettiğim o kusursuzluğun bir gürültüyle yerle bir olmasıydı. "Kim var orada?!" diye kükredi annem, öfkeden deliye dönmüş bir sesle kapıya doğru dönerek. "Burada olimpiyat provası yapılıyor, görmüyor musunuz?!" Gözlerimi acıyla kırpıştırıp başımı kaldırdım. Kapının eşiğinde, omzuna attığı siyah paten çantası ve üzerinde her zamanki o meşhur, arkasında koca bir 'ERDEM' yazan siyah kulüp ceketiyle duruyordu. Barkın Erdem. Pistlerin kuralsız, kibirli ve dahi Siyah Kuğu ’su. Dağınık siyah saçları alnına düşmüştü. O soğuk gri gözlerini doğrudan bana dikti. Düştüğüm pozisyona, buzun üzerinde oturuşuma bakarken dudaklarının kenarı alaycı bir tavırla yukarı kıvrıldı. O pis, ukala gülüşünü kilometrelerce öteden bile tanırdım. "Pardon," dedi Barkın, sesi tüm salonda umursamaz ve derinden yankılanırken. "Provanızı bölmek istemezdim ama federasyon başkanı ve koçlar içeride bizi bekliyor. Önemli bir toplantı varmış. Tabii, Beyaz Kuğu yerden kalkabilirse..." "Sen ne hakla antrenman saatimi sabote edersin Erdem?" diyerek hızla ayağa kalktım. Üzerimdeki beyaz paten eteğini sinirle silkeledim. Bileğimdeki hafif sızıyı gizlemek için dik durdum. "Benim daha yirmi dakikam var. Git ve kapıda bekle." Barkın piste doğru birkaç adım attı. Patenlerinin altındaki çeliklerin çıkardığı ses, benimkinden daha sert, daha gürültülüydü. "Saatlerine bir daha bak istersen Ataman. Federasyon bütçe kısıtlamasından sonra saatleri güncelledi. Artık bu pistte tek başına kraliyet sürmüyorsun." "Yeter!" diyerek araya girdi annem, topuklu ayakkabılarının üzerinde bariyerlere iyice yaklaşarak. "Barkın, baban Kadir Bey’e saygım sonsuz ama senin bu saygısız tavırların benim kızımın konsantrasyonunu bozamaz. Lidya, hemen eşyalarını topla. Federasyon binasına gidiyoruz." Barkın gözlerini devirdi, ellerini ceketinin ceplerine soktu ve arkasını dönüp koridora doğru ilerledi. Onun o kendinden emin, kimseyi takmayan yürüyüşü bile sinirlerimi zıplatmaya yetiyordu. Soyunma odasında üzerimi değiştirirken ellerimin titrediğini fark ettim. Babam Sinan Ataman’dan gelen "Başarılar güzel kuğum, akşam evde en sevdiğin yemeği yapıyorum" mesajını görünce biraz olsun nefes alabildim. En azından evde beni bir robot gibi görmeyen, sadece kızı olduğum için seven…