KÜÇÜK SEVGİLİM

33

Yazar:

KÜÇÜK SEVGİLİM - HatunGöksu AYDIN kitap kapağı
KÜÇÜK SEVGİLİM kitap kapağı

Siren sesleri depoya dolarken zaman tuhaf bir şekilde ikiye bölünmüş gibiydi. Bir taraf… hâlâ o kurşunun çıktığı anın içinde donmuştu. Diğer taraf… geri dönülmez bir geleceğe doğru akıyordu. Sare dizlerinin üzerindeydi. Kollarında Koray’ın ağırlığı vardı ama aslında taşıdığı şey… bir insan değil, bir geçmişti. Kan… parmaklarının arasından sessizce süzülüyordu. Ama Sare’nin yüzü… artık ağlamıyordu. Ağlamak… eski Sare’ye aitti. Bu Sare… sadece bakıyordu. Boşluğa değil. Gerçeğe. Timur yavaşça yanına çöktü. Nefesi hâlâ düzensizdi. “Sare…” dedi, sesi dikkatliydi. Kırılgan bir camın kenarında yürür gibi. Ama Sare cevap vermedi. Gözleri Koray’ın yüzündeydi. “Yalancı…” diye fısıldadı. Ama bu bir suçlama değildi. Bir kabul gibiydi. “Her şeyi kontrol ettin… her şeyi mahvettin…” Bir an durdu. “…ve en sonunda doğru olanı yaptın.” Bu cümle… bir veda değildi. Bir mühür gibiydi. Kapıdan polisler içeri girdi. Bağırışlar, koşuşturmalar, telsiz sesleri… Ama Sare için hepsi arka planda bir uğultudan ibaretti. Bir görevli yaklaştı. “Hanımefendi, geri çekilmeniz gerekiyor—” Sare başını kaldırdı. Sadece baktı. Ve o bakış… adamı susturdu. Bu bakışta korku yoktu. Bu bakışta bir karar vardı. Koray’ın parmakları hâlâ hafifçe kıpırdıyordu. Çok zayıf. Ama… oradaydı. Sare bunu fark etti. Bir anda eğildi. “Koray!” Timur da yaklaştı. “Yaşıyor mu?!” Koray’ın dudakları hafifçe aralandı. Nefesi parçalıydı. “…bitmedi…” dedi. Sare’nin kalbi sertçe vurdu. “Ne bitmedi?!” Koray gözlerini aralamaya çalıştı. Başaramadı. Ama konuştu. “Onlar…” nefes aldı, zorlandı “…sadece… başlangıç…” Sare’nin yüzü gerildi. “Kim onlar?!” Koray’ın sesi artık bir fısıltıdan bile zayıftı. “Dosyada… son sayfa…” Ve sonra… Yine sustu. Bu sefer… gerçekten. Ambulans görevlileri hızla geldi. Koray sedyeye alındı. Sare geri çekildi. Ama gözleri… ondan ayrılmadı. Sanki bir şey daha söylemesini bekliyordu. Ama Koray… sessizliğe gömülmüştü. Timur yavaşça Sare’nin yanına geldi. “Gelmemiz lazım,” dedi. “Burası artık güvenli değil.” Sare cevap vermedi. Sadece yerdeki dosyaya baktı. O dosya… Her şeyin kalbiydi. Ve şimdi… nabız gibi atıyordu. Yavaşça eğildi. Dosyayı aldı. Son sayfayı açtı. Ve dünya… Bir kez daha durdu. Sayfada tek bir şey vardı. Bir isim. Bir imza. Ve bir tarih. Sare’nin göz bebekleri büyüdü. Nefesi kesildi. “Bu…” dedi. Ama cümlesi tamamlanmadı. Çünkü bu isim… Tanıdıktı. Çok tanıdık. Timur kaşlarını çattı. “Ne yazıyor?” Sare yavaşça başını kaldırdı. Gözleri… bu sefer gerçekten karanlıktı. “Bu oyunu başlatan kişi…” dedi. Bir adım geri çekildi. “…benim annem.” Sessizlik. Ama bu sessizlik… artık bir boşluk değildi. Bu… patlamaya hazır bir gerçekti. Timur dondu. “Ne diyorsun sen…?” Sare başını salladı. “Öldüğünü söylediler.” Dosyayı sıktı. “Yıllarca… mezarına çiçek koydum.” Gözleri doldu. Ama bu sefer gözyaşları düşmedi. “Demek ki…” dedi. “…hiç gömülmemiş.” Dışarıda sirenler hâlâ çalıyordu. Ama içeride… Yeni bir hikâye doğuyordu. Sare yavaşça yürümeye başladı. Timur arkasından baktı. “Nereye gidiyorsun?” Sare durmadı. Sesi sakin… Ama tehlikeliydi: “Gerçeğe.” Bir an durdu. Başını hafifçe çevirdi. “Ve bu sefer…” dedi. “…hiç kimse beni durduramayacak.” Kamera uzaklaşır gibi… Depo küçülür… Sesler silinir… Ama Sare’nin yürüyüşü kalır. Kararlı. Keskin. Ve geri dönüşsüz.

Bölümün tamamını WritePad'de oku