KÜÇÜK SEVGİLİM

27

Yazar:

KÜÇÜK SEVGİLİM - HatunGöksu AYDIN kitap kapağı
KÜÇÜK SEVGİLİM kitap kapağı

Timur rehberle konuşurken, ben sütunların olduğu bölgeye süzüldüm. "Kimse var mı?" diye etrafı kolaçan ettikten sonra, sessizce sütunların arasına indim. Sütunlar o kadar devasaydı ki, gölgelerinde bir cüce gibi kalıyordum. O an bir sütun dikkatimi çekti; üzerinde diğerlerinde olmayan derin, sert çizikler vardı. Tam parmaklarımı o yarıklara dokunduracaktım ki, arkamdan bir ses yükseldi. "Ne yapıyorsun orada? Hadi, geri dönüyoruz!" Bu Timur’du. Sesimi çıkarmadım, kıpırdamadım bile. Çünkü o çizikler tazeydi. Taşın içi hâlâ tozsuz, keskin ve parlaktı. Biri, çok kısa bir süre önce bu devasa kütleyi kazımıştı. Timur yanıma ulaştığı sırada, sütunların daha derinlerinden, taşa sürtünen metalik bir tıkırtı sesi yankılandı. Timur'un yüzü aniden soldu. El fenerini titreyen bir elle sese doğru çevirdi. Işık, bir sonraki dev sütunun arkasından süzülen uzun, insansı bir gölgeyi bir anlığına yakalayıp kaybetti. İkimiz de donup kaldık. Tıkırtı kesilmişti. Şimdi sadece, bu kadim taşların arasında sıkışmış nefeslerimizin sesi vardı.Sessizlik, tıkırtıdan daha korkunçtu. Timur feneri kapatmamıştı ama ışığın ulaştığı her yer, görmediğimiz yerlerden daha tekinsiz görünüyordu. Eğilip yerdeki tozun içinde feneri gezdirdiğinde, çiziklerin sadece sütunda olmadığını gördük. Toprakta, ağır bir metalin sürüklendiğine işaret eden derin bir iz, az önce gördüğümüz gölgenin kaybolduğu karanlığa doğru uzanıyordu. "Burada olmamalıydık," diye fısıldadı Timur. Sesi, az önceki otoriter halinden çok uzaktı. "Bu tapınağın alt katları... kayıt dışıydı." Tam geri adım atacakken, o ses tekrar geldi. Ama bu sefer bir tıkırtı değil, taşın taş üzerine sürtünme sesiydi; sanki devasa bir kapak ağır ağır açılıyordu. Başımı yukarı kaldırdığımda, sütunun üzerindeki o taze çiziklerin arasından sızan ince, morumsu bir duman fark ettim. Taş sanki canlıydı ve nefes alıyordu. "Timur," dedim fısıltıyla, "Gölge... gitmemiş." Fenerin ışığı tekrar o yöne döndüğünde, gölge bu sefer kaçmadı. İki sütun arasından bize doğru bakan, metalik maskeli ve boyu iki metreyi aşan o siluetle göz göze geldik. Elindeki uzun, ucu kavisli metal aleti yere vurduğunda çıkan ses, tüm galeride yankılandı. "Kaç," dedi Timur, "Sakın arkana bakma!Elim ayağım buz kesmişti ama Timur’un sesi beni kendime getirdi. Düşünmeden döndüm ve sütunların arasına daldım. Ayak seslerimiz, kadim taşların arasında yankılanıyor; her yankı, peşimizde bir şeylerin hızlandığını fısıldıyordu. Arkama bakmadım. Bakarsam donup kalacağımı biliyordum. Bir anda zemin eğildi. Neredeyse yuvarlanacaktım ki Timur kolumdan yakaladı. Dar bir geçide sürüklendiğimizde fenerin ışığı titreyerek duvarları yaladı. Duvarlarda, az önce gördüğümüz çiziklerin benzerleri vardı; daha eski, daha derin. Burası ilk kez kazılmıyordu. “Bu bir muhafız,” diye nefes nefese fısıldadı Timur. “Tapınak mühürlendiğinde bırakılmış. Kayıtlarda yok çünkü… kimse buraya inmemeliydi.” Arkamızdan gelen metal sürtünmesi yaklaştı. Geçidin ağzında morumsu duman yeniden belirdi, bu kez daha yoğun. Dumanın içinden maskenin donuk parıltısı seçiliyordu. Siluet durdu. Sanki bizi tartıyordu. Timur feneri yere doğrulttu. “Işığı takip eder,” dedi kısık sesle. “Işığı atıp ayrılacağız.” Feneri tüm gücüyle ileri fırlattı. Camın taşa çarpıp parçalanma sesi duyuldu. Siluet bir an duraksadı, sonra dumanla birlikte fenerin düştüğü yöne kaydı. O anı kaçırmadık. Geçidin yanındaki dar bir yarıktan içeri sızdık. Karanlıkta sürünürken taşın soğuğu kemiklerime işliyordu. Yukarıdan, devasa bir kapağın kapanır gibi gürültüsü geldi. Ardından… sessizlik. Dakikalar mı geçti, saniyeler mi bilmiyorum. Nihayet yarık genişledi ve küçük bir nişe çıktık. Duvarın üzerinde soluk bir kabartma vardı: metal maskeli figürler, ellerinde kavisli aletler, sütunların arasında nöbet tutuyordu. Altında tek bir sembol kazılıydı—aynı morumsu izler gibi parlıyordu. Timur yutkundu. “Mühür zayıflıyor,” dedi. “Ve o… uyanık.” Uzakta, çok derinden, taşın taş üzerine sürtünme sesi yeniden duyuldu. Bu kez tek bir yerden değil, h…

Bölümün tamamını WritePad'de oku