26
Yazar: HatunGöksu AYDIN

Göbeklitepe'ye vardığımızda Sare'nin yüzündeki saf mutluluk ve hayret, tüm yorgunluğumuza değecek bir manzaraydı. İlk durağımız elbette o kadim taş çemberleri oldu. Kalabalığın arasından sıyrılıp alana adımımı attığım an, gözlerime inanamadım. O devasa taş sütunlar, binlerce yıllık bir sırrı fısıldarcasına dimdik ayakta duruyor, insanın içinde hem bir huşu hem de tarifsiz bir merak uyandırıyordu. "Bunları insan eli nasıl yerleştirmiş, nasıl işlemiş?" diye düşünürken, içimdeki hayranlık dalgasına kapılıp bir an kendimi kaybettim. O sırada yanıma dönüp Sare'ye bir şey söylemek istedim. Ama o yanımda değildi. Etrafıma telaşla baktım. Gelen giden kalabalığın içinde onun o zarif silueti, o rengarenk başörtüsü yoktu. İçime aniden soğuk bir korku düştü. Kalbim, Göbeklitepe'nin sessizliğinde güm güm atmaya başladı. "Sare!" diye bağırdım, sesimdeki paniği bastıramayarak. Cevap yoktu. Sadece binlerce yıllık taşların arasından geçen rüzgarın uğultusu duyuluyordu. "Sare!" diye bir kez daha bağırdım, bu sefer sesimdeki titreklik daha belirgindi. Kalabalığın arasında heyecanla sağa sola koşturmaya başladım. Gözlerim, onun olabileceği her yeri tarıyordu. İçimde, anlamsız bir boşluk büyüyordu. O sırada, uzakta, en yüksek sütunların birinin yanında, hafifçe eğilmiş, taşlara dokunan bir figür gördüm. Başörtüsünün uçları rüzgarda hafifçen dalgalanıyordu. O an, nefesim tutulmuştu. Hızlı adımlarla yanına yaklaştım. "Sare," dedim, bu sefer sesim daha yumuşak, biraz rahatlamış ama hâlâ endişeli bir tondaydı. Döndü, gözleri dolu dolu ve derin bir huşu içinde bana baktı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Timur," diye fısıldadı, "Buradayım. Sadece... bu taşlara dokunmak, onların enerjisini hissetmek istedim. Özür dilerim, seni endişelendirdim." O an, hem rahatlamış hem de onun bu saf, derin duyarlılığı karşısında bir kez daha hayran kalmıştım. Ona doğru bir adım daha attım ve elimi uzattım. "Bir daha yanımdan ayrılma," dedim, "Kaybolursan, seni sadece bu dünyada değil, tüm zamanların içinde ararım." Elini tuttum. Avuçlarımız birleştiğinde, Göbeklitepe'nin kadim sessizliği içinde, sadece ikimize ait bir an yaşanıyordu. Orada, tarihin tam kalbinde, biz de kendi küçük tarihimizin bir sayfasını yazıyorduk.Elini tuttuğum an, Göbeklitepe'nin binlerce yıllık sessizliği ile kendi sessizliğimiz birleşti. Sanki taşlar bize kulak veriyor, bizim küçük insanlık hikayemizi dinliyordu. Sare'nin avucu benimkinde, hafif ama bir o kadar da güven dolu bir sıcaklık yayıyordu. "Bak," diye fısıldadı Sare, diğer eliyle uzaktaki bir taşın üzerindeki kabartmaları işaret ederek. "Onlar da belki bir sevdayı anlatmak istedi. Belki de bir veda... Ama biz, biz bir başlangıcı yazıyoruz burada, Timur." Gözlerindeki o derin, anlamlı ifadeyi gördüğümde, içimdeki tüm endişe yerini tarifsiz bir huzura bıraktı. Onu çekip yanıma aldım, omzuma yaslandı. Başörtüsünün ince kumaşı yanağıma değdi. "Burada, tarihin doğduğu yerde," diye mırıldandım, "benim için en kıymetli hazine sensin. Geçmiş değil, şu an... ve seninle geçireceğimiz her an." Güneş tam tepedeydi artık ve taşlar altın rengi bir ışıkla yıkanıyordu. Sessizce, el ele, o kadim dairesel yapıların arasında dolaşmaya devam ettik. Her taş, her iz, bize yalnız olmadığımızı fısıldıyor gibiydi. Biz de, tıpkı binlerce yıl önce buraya bir anlam yüklemeye çalışan insanlar gibi, kendi anlamımızı inşa ediyorduk. Ve o an anladım ki, aşk da böyle bir şeydi; kadim, güçlü ve tüm zamanların ötesinde...Sare'nin başı omzuma hafifçe değdi. "Biliyor musun Timur," dedi sesi rüzgarın uğultusuna karışarak, "bu taşlar bana sadece geçmişi değil, sabretmeyi de anlatıyor. Binlerce yıl beklemişler, üzerlerindeki her işareti işlemek emek ve zaman istemiş. Tıpkı gerçek sevgi gibi..." Sözleri içimde yankılandı. Onun sırtına dokunduğum avuç içimde ter hissettim. Bu ter, sadece güneşin sıcaklığından değil, aynı zamanda o anda hissettiğimiz duyguların yoğunluğundandı. "Biz de bekleyeceğiz Sare," diye fısıldadım dudaklarımla saçlarının arasına, "bir ömür boyu sabırla se…