25
Yazar: HatunGöksu AYDIN

Aşk böyle bir şeydi… Ben iyi ki Timura aşık olmuştum. Göbeklitepe’ye az kalmıştı. Yemeklerimizi manzaraya karşı yiyip kahvelerimizi içtik. Manzara çok güzeldi. Biraz manzarayı izleyip Timura baktım, o da beni izliyordu. Şanlıurfa’yı, Göbeklitepe’yi göreceğiz diye çok heyecanlıydık. Yol boyunca kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Timur direksiyona odaklanmıştı, ben ise camdan dışarı bakarken başörtümün ucunu rüzgarla düzeltip sessizce içimden dua ediyordum. Güneş ufka yaklaşırken, yolların tozuna karışan sıcak ışıklar içimi ısıtıyordu. Radyoda eski bir ilahi çalıyordu, o kadar huzurluydu ki… Timur sesi kısarken bana dönüp gülümsedi. “Yolun güzelliği senin yanında sönük kalıyor Sare,” dedi. Utanarak başımı çevirdim, gülümsedim. O an kalbim hem huzur hem minnettarlıkla doldu. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Timur eliyle yavaşça camı açtı, rüzgar içeri doldu. “Bak,” dedi, “şu tarlalara, şu gökyüzüne. Her şey sanki bizi bekliyor.” Ben hafifçe başımı salladım. “Allah’ın yarattığı güzelliklerin yanında biz ne kadar küçük kalıyoruz değil mi?” dedim. Timur sessizce onayladı. “Ama bazı güzellikler, mesela senin kalbin gibi olanlar, insanın dünyasını büyütüyor,” dedi. Bir süre sonra arabayı yol kenarına çekti. “Şu gün batımını izleyelim,” dedi. İndik. Hava hafiften serinlemişti. Başörtüm rüzgarda dalgalanıyordu. Timur hemen ceketini çıkarıp omzuma koydu. “Üşüme Sare,” dedi. Gözlerimin içine bakarken sanki zamanı unutmuştu. Güneş, dağların arkasında kaybolurken gökyüzü altın, pembe, mor tonlarına büründü. Rüzgarın sesiyle birlikte içimde bir huzur doldu. Sonra sessizce yere oturduk. Ben dua eder gibi ellerimi dizlerimin üzerine koydum, gözlerimi gökyüzüne çevirdim. “Rabbim,” diye içimden geçirdim, “bizi bu yolda, bu sevgide sabit kıl.” Timur bana baktı, gözlerinde bir saygı, bir sevgi vardı. “Seninle olduğum her an kalbim daha sakin,” dedi. “Belki de senin huzurun bana da geçiyor.” Yolculuğun devamında, Göbeklitepe’ye yaklaştığımızda sabahın ilk ışıkları doğuyordu. Hava berraktı, toprak mis gibi kokuyordu. Arabadan indiğimizde sessizlik bizi karşıladı. Tarihin kalbi gibiydi orası. İlk insanların, ilk duaların yankısı sanki hâlâ havada dolaşıyordu. Ben başörtümü düzelttim, taşlara doğru yavaşça yürüdüm. Timur hemen arkamdaydı. Her adımda içimde tarifsiz bir duygu büyüyordu. Bir taşın önünde durdum, ellerimi birleştirip dua ettim. “Burada nice insan ibadet etmiş, dua etmiş,” dedim. Timur yanıma geldi. “Belki de o dualar hâlâ gökyüzünde,” dedi. O an içim ürperdi. Rüzgar saç uçlarımı hafifçe oynattı, başörtümün kenarı yüzüme değdi. Güneş yavaşça yükselirken taşların gölgeleri uzuyordu. Göbeklitepe’nin sessizliği bize geçmişi anlatıyordu. Her taşta bir sır, her çizgide bir dua gizliydi sanki. Timur bir süre etrafa baktı, sonra yanıma gelip sessizce konuştu: “Biliyor musun Sare, insanın kalbinde inanç varsa, tarih bile o kalbe saygı duyuyor.” “İnançsız sevgi olmaz,” dedim. “Bizim yolumuzda hem aşk hem dua var.” Birlikte uzun süre oturduk. Uzaklardan ezan sesi geldi. O ses Göbeklitepe’nin taşları arasında yankılandı. Kalbim doldu, gözlerim nemlendi. Timur o an elimi tuttu. “Seninle olmak bana her şeyi unutturuyor,” dedi. Gözlerimi yere indirdim. “Biz unutmak için değil, hatırlamak için geldik,” dedim. O günün akşamında Göbeklitepe’de gün batımını izledik. Güneş bir kez daha dağların ardına çekildi, gökyüzü binlerce yıldızla süslendi. Hava serindi, ben başörtümü biraz daha sıktım. Timur yanıma geldi, sessizce oturdu. “Biliyor musun Sare,” dedi, “bazen insan kelimelerle değil, sadece bir bakışla anlatır her şeyi.” Ben gülümsedim. “Bazen bir dua da her şeyi anlatır,” dedim. O an kalbim bir kez daha fısıldadı: Aşk böyle bir şeydi… Ben iyi ki Timura aşık olmuştum.