22
Yazar: HatunGöksu AYDIN

Aksilik hep bizi buluyordu. Timur beni kucağına alıp oturma odasına getirdi. “Beni bırak,” desem de bırakmadı. “Aşkım, canın yanıyor,” dedim. “Beni bırak,” dedim. “Senin için ölümü bile göze alırım,” diyerek beni nazikçe koltuğa koydu ve mutfağa geçti, bir şeyler hazırlıyordu. “Yardım etmek istiyorum,” diyerek kalkmaya çalıştım, ama nafileydi; ne yapsam kalkamadım. Timur mutfaktan çıktı ve yanıma gelerek tekrar kucağıma aldı. “Beni bırak,” dedim ama bırakmadı. Odaya çıkarırken boynuma hafif bir öpücük kondurdu. Hoşuma gitmişti ama belli etmedim. Timur beyefendi bunu anlayıp sırıttı. Odaya gelmiştik. “Sürprizim var,” dedi ve kapıyı açtı. Şaşkın bakışlarla içeriye girdim; oda tamamen süslenmişti. Bugün tanışmamızın 100. Günüydü. Masadaki biletler gözüme çarptı. Timura bakarak, “Bunlar ne?” diye sordum. “Göbeklitepe’ye gidelim demiştin ya, Maria bize bilet aldı,” dedi. Dolabın üzerindeki elbiseyi gösterdi; çiçekli askılı bir elbiseydi. “Bunu nasıl giyeceğim?” diye düşünürken Timur, uzun kollu bir body aldığını söyleyince içime su serpildi, rahatladım. Timur bana yardım etmek istese de onu odasına yolladım. Sandalyeye oturup elbisemi ve body’mi giydim. Üstüne elbisemin içindeki renklere uygun şalı bağladım. Timur kapıdan izliyordu; çok yakışıklı görünüyordu. Terasa gitmek istedim ve yürümek için onun koluna girdim. Terasa gelince göz göze baktık; bu adam benim için her şeyi yapıyordu. Masaya geldiğimizde Timur’un elini tuttum. “Sevgilim, seninle çok mutluyum,” dedim ve ona aldığım Kaplan Gözü yüzüğünü verdim. Parmağına takınca çok şık durmuştu. Timur da bana bir baget yüzük taktı ve “100. Günümüz kutlu olsun,” diyerek sarıldı. Masaya oturup yemeğimizi yedik ve sevdiğimiz film olan Titanic’i izlemeye başladık. O an, tüm sıkıntılara rağmen her şeyin yerli yerine oturduğunu hissettim.