20
Yazar: HatunGöksu AYDIN

Kucağımda yatan Timura baktım; gözümden akan yaşlara hâkim olamıyordum. Ölürse, ben Timursuz bir hayata devam edemezdim. “Emre, ambulans çağır!” diye bağırdım. Emre hızla ambulansı ararken ben Timuru sarsmaya devam ediyordum, uyanır diye. Ama uyanmıyordu. Korkudan ne yapacağımı bilemez hâle gelmiştim. Ambulans geldiğinde Timuru sedyeye koyup içine taşıdılar. Maria ve Alihan telaşla gelmiş, bana bakıyorlardı. Ben ne yapacağımı bilemez halde dizlerimin üstüne düştüm. Maria beni kaldırmak istedi ama izin vermedim; her şeyin benim yüzümden olduğunu düşündüm. O adamlar beni hedef almıştı ve içimde kötü bir his vardı. Ablam ve abim gelince ambulansa bindim. Ablam, abim, Maria ve Alihan arkamızdan geliyorlardı. Timura baktığımda rengi kireç gibi olmuştu. Elini tutup öpmeye başladım; bian tepki vermişti, içime biraz su serpilmiş gibi oldu. Hastaneye vardığımızda “Doktor!” diye bağırdım. Maria ağlamaya başladı; onun ağlaması beni daha da derin bir acıya sürükledi. Abim ve Alihan uzaktan üzgün bir şekilde bizi izliyor, ablam da bizi teselli etmeye çalışıyordu ama o da üzgündü. Ablamı böyle görmek bana çok zor geliyordu. Ameliyattan çıkan doktoru görünce hemen yanına koştum. Doktor, “Timur Karaman’ın yakını mısınız?” diye sordu. “Sevgilisiyim,” dedim. Doktor, “Timur Bey’in omuzu kurşun nedeniyle oldukça hasar görmüş. Ameliyat sırasında kan kaybı yaşadık, ama durumu stabil. Bir hafta yoğun bakımda kalacak, sonra servise alacağız,” dedi ve gitti. Ben iyice ağlamaya başladım. “Sen gidersen ben ne yapacağım, Timur?” diye fısıldadım ve ameliyathanenin önünde diz çöktüm. Birden Timuru ameliyathaneden çıkardılar. Hemen kalkıp sedyenin yanına koştum. Elini tuttum ve alnına buse kondurdum. İçimde bir umut kırıntısı vardı; bu yüzden dimdik ayakta durmaya çalışıyordum.