-GİRİŞ-
Yazar: Damla

KÜÇÜK BEDEN 2 010 HAZİRAN GÜNÜ "Alara nereye kayboldun?" Yaklaşan ayak sesleriyle nefesimi tuttum,beni bulmasını istemiyordum. "Hadi çık Alara sana zarar vermeyeceğim." Saklandığım fuşun içine iyice sindim. Nefesimin daralmasını umursamayarak ağzımı kapattım. Şuan burada havasızlıktan ölmem umrumda değildi.O adamın beni bulmasındansa ölmeyi tercih ederdim. "Kızıyorum ama artık. Çık neredeysen küçük p!ç." İşte gerçek yüzü ortaya çıkmaya başlamıştı. Her gün binlerce kez gördüğüm o iğrenç yüzü. Ayak sesleri fuşa iyice yaklaştı. İçimden Allah'a dua etmeye başladım.Birşey olsun da çıksın bu odadan diye. "Ee yeter artık çık neredeysen. Eğer biraz daha çıkmaz ve ben seni bulursam, o vücudundaki çürüklerin yerini aratırım. Seni ölmekten beter ederim küçük f**işe!" Gözlerimden akan yaşları sildim. Bana ettiği küfürlerin anlamını bile anlamayacak kadar küçüktüm. Her gece istisnasız olarak tacize uğrayan bedenim bir fuşun içine sığacak kadar küçüktü. Bu adamın yaptığı herşeyi en başta oyun sanacak kadar saftım ben. Onu şikayet edersem başkalarına da zarar verir diye korkacak kadar merhametli. 6 yaşımdaydım tam şuan. Bugün benim doğum günümdü. Her çocuk gibi güzel bir doğum günü kutlamayı. En azından bir dilim de olsa pasta yemeyi isteyen bir çocuk.Ben bunları hayal ederken o adamın tacizine maruz kalmamak için saklanıyordum. Bedenim bunca şeye dayandıktan sonra bir kez daha o adamın oyun diye adlandırdığı şeye maruz kalmak istemiyordu. Her ne kadar başkalarına da zarar gelmesinden korksam da bu gece artık kurtulmak istiyordum. Bedenim daha fazla acı çekmesin,ruhum daha fazla yara almasın istiyordum. İçimden dua ederken kapının çalmasıyla nefesimi iyice tuttum. Adam odadan çıkıp kapıya yöneldi. Tam bu anı fırsat bilerek fuşun fermuarını açıp çıktım içinden. Bulunduğum odanın balkonuna çıkıp aşağı baktım. Evet 2'inci katta oturduğumuz için çok yüksek olmasa da küçük bir çocuk için epey yüksekti. O anki içimdeki kurtulma isteği ile hiç düşünmeden bıraktım kendimi. Düştüğüm yer çimenlik olduğu için çok yara almasam da kolum ve dizim parçalanmıştı. Canımın acımasını umursamayarak ayağa kalktım, şimdiye kadar ruhumun da bedenimin de aldığı yaraların yanında bunlar bir hiçti. Koşabildiğim kadar hızlı koşarak sokağa çıktım. Arabaların korna çalmasına aldırış etmeden koştum. Nefesim tükenip bacaklarımın canı kesildiğinde kendimi yere bıraktım. Kalbim her ne kadar yerinden çıkacakmışcasına hızlı atsada kurtulmuş olmamın sevincini yaşıyordum. Etrafıma bakındım,kocaman binaların olduğu bir sokaktaydım. Oturduğum yerden zor da olsa kalkarak kaldırma oturdum. Gözlerimden sicim gibi akan yaşlarla etrafı inceliyordum. Bulanık görüntünün arkasında birinin bana yaklaştığını gördüm. Görüntü giderek netleşiyordu ve sonunda onu gördüm. Elinde bir şişe su tutan kıvırcık saçlı çocuğu. Yavaşça bana yaklaşarak elindeki suyu uzattı "Su iç yeşilli." Kaşlarımı çattım. Ne demişti o bana "Ne dedin bana sen?"çocuk suyun kapağını açıp elime tutuşturduktan sonra konuşmaya başladı "Su iç yeşilli dedim. Çok koşmuşsun belli." Dedikten sonra elini uzatarak konuşmaya devam etti "Ben sarp, güçlü sarp." Kendini tanıtırken sonuna eklediği sıfat ile şaşırdım "Çok mu güçlüsün sen?" dedim çocuk aklıyla. Sarı renkli tişörtünün kolunu sıyırarak konuştu "Evet bak kaslarım var çok güçlüyüm." elimdeki Sudan bir yudum aldım "Güzelmiş." dedim sadece. Sarp yanıma kaldırıma oturdu "Senin adın ne yeşilli?" şişeyi yanıma bıraktım "Alara ben." gözlerimin dolması eşliğinde ekledim "Güçsüz Alara." sarp kaşlarını çattı "Neden güçsüz diyorsun kendine." yüzüme gelen kumral saçlarımı kulağımın arkasına ittim "Çünkü ondan kaçamadım, oynadığı oyunlara itiraz edemedim." dediğim de gözlerimden yaşlar akmaya başladı "kimden kaçamadın arkadaşlarından mı?" kafamı salladım hayır anlamında "Hayır o adamdan." dedikten sonra sarpa dönerek yüzüne baktım " Hani sen güçlüymüşsün ya?" sarp kafasını salladı "Evet güçlüyüm Alara." göz yaşlarımı sildim "Peki beni korur musun o adamdan? İzin vermez misin bana dokunm…