TOZLU YAS, KRİSTAL YALAN
Yazar: Berrak & Berfin ERDOĞAN

ASİ KASABALI “Bazı günahlar gerdanlık gibi taşınır; parıltısı herkesi kör ederken, soğukluğu sadece sahibini öldürür.” 4 Yıl Sonra… Kader, haksız bir cellat gibi hükmünü verdiğinde; bana kalan tek şey, o hükmün üzerine kendi kanımla imzamı atmaktı. Kader, ilk mağlubiyetimi önüme serdiğinde, büyümekten başka bir şans bırakmamıştı bana. Bir gece! O zifiri gecede öğrenmiştim birçok şeyi. Bir gecede büyüyebilirmiş insan; bir gecede evinin tüm duvarları üzerine teker teker yıkılırken, moloz yığınları altında nefes almaya çabalayabilir ancak her nefes alışını ihanet sayabilirmiş. Kadere karşı isyan etmek, neden diye acı içinde kıvranmak anlamsızmış. Ölüm, dört harflik bir ateşmiş ve o ateş sadece düştüğü yeri yangına çevirir, kül edermiş. Bugün o yangın, küllerinden yeniden alevlenmeye başlıyordu. Bugün evsiz, hissiz, kalmamın, kolumun kanadımın kırılışının, büyümek zorunda kalışımın dördüncü yılıydı. Cam masanın üzerindeki kum saatini bir kez daha çevirdim. Siyah kum taneleri aheste bir edayla görevini yerine getirirken, her bir kum tanesinin, onlarsız geçen her bir dakikada dilediğim gibi içimdeki yangına bir nebze de olsa şifa olmasını diledim. Oysa nafileydi. Anne ve babamın yokluğunun acısının dört yıldır yüreğimden, dilimden sızısının dinmediği gibi, zaman ve kum taneleri de yangınıma şifa olmayacaktı. Kum tanecikleri camın ince kısmından süzülmeye devam ederken, kapının açılmasıyla içeriye rüzgarıyla birlikte söylene söylene amcam girdi. Yüzüne bakmasam dahi biliyordum kırlaşmaya başlamış kaşlarını çattığını ve yüzündeki yıllanmış izlerin gerildiğini… Bakışlarını üzerimde hissetsem de ses etmedim, onu koltuğa buyur etmedim. O ise kendine has bakışıyla direkt pencereye doğru ilerledi ve sertçe pencereyi kapattı. “İçerisi buz gibi olmuş Asi, hissetmiyor musun? Aralık ayının sonunda camı ardına kadar açmışsın, niyetin hasta olmak mı senin?” Pencereyi ne zaman açtığımın bile farkında değildim ki, soğuğunu hissedeyim? Boynumu sağa doğru esnetip elimi enseme götürürken, “Farkında değildim.” diye mırıldandım. Ses tonum elbette onu kandıramamıştı. Bugünün ne olduğunun elbet o da benim kadar farkındaydı. Amcam ağır adımlarla karşımdaki eskimiş deri koltuğa oturduğunda gözlerimiz birbiriyle kesişti. Yıllar ve yollar onun da sırtında kamburdan başka bir şey değildi. Kısa bir an beni süzdükten sonra ağırca yutkundu. “Camdan içeri giren soğuk, içindeki yangının yüreğinde bıraktığı yaraya merhem olmayacak Asi.” “Yarayı kapatmaya da yangını söndürmeye de niyetim yok amca.” Babamın gözlerinin kopyası olan ela gözlerimi amcama doğrulttum. “Sebebi her neydiyse onu öğrenmeden yangınıma buz serpmem ben.” “Dört yıl oldu Asi.” diyerek karşı çıktı amcam. Duruşu otoriter olmaya çalışsa da gözleri kendini ele veriyordu. Üzgün ve bir o kadar da öfkeliydi. Babam bir kez daha haklıydı. Amcam da annem gibi gözleriyle konuşanlardandı. Amcamın sözlerini duymamla birlikte sinirle kum saatini yan çevirdim ve zaman durdu. “Dört yıl geçmiş olması, onların şaibeli bir ölüme kurban gittikleri gerçeğini değiştirmiyor amca!” Amcam benim öfkeme tezat, şefkatli bir ifadeye oturduğu yerde kımıldandı. “Hiçbir iz yok Asi. O geceye dair her şey büyük bir titizlikle incelendi. Koca bir yıl, abimin ve yengemin ölümüne neden olan kazanın peşinde koşturduk. Peki ya ne bulduk?” Alayla karışık acılı bir gülüş dudağına yerleşti. “Kocaman bir hiç.” Derin bir nefes alarak sırtını yorgunca koltuğa yasladı. “Bırak artık peşini. Annenin ve babanın anılarına, ruhlarına zarar veriyorsun.” Tüylerim diken diken olurken, nefes almak her zamankinden zor hale geldi. Buna rağmen duruşumu ve sert ifademi bozmadan amcama bakmaya devam ettim. “Beni babamın anılarını yaşatayım diye burada tuttun amca.” dedim, sertçe yutkunarak. “Sen unutmuş olabilirsin belki ama ben unutmam, unutturmam!” Altmışlı yaşlarına yaklaşan amcam titrek bir nefes bırakırken, “Unutmadım.” diye fısıldadı. “Unutamam.” Onun gücendiğini belli eden sesine karşılık bir nebze de olsa öfkemin gardını indirdim ve yorgun yüzüne…