6.
Yazar: Diamondstallion

Yeni bölümümüz geldi, sevgili okurlarım🌸 İkinci kısmı da yakında gelecek. Yıldızımızı parlatmayı ve yorum bırakmayı unutmayın. Keyifli okumalar dilerim… Başımı eğmiş, fincanın tabağında kalan telve izine bakıyordum ama aslında gördüğüm hiçbir şey yoktu. Salondaki sesler birbirine karışıyordu. Ömrüm boyunca çalışmıştım. Okumuştum. İnsanların hayatına dokunabilecek bir şeyler yapmanın hayalini kurmuştum. Babamın ve annemin bana nasıl destek olduğunu hatırladıkça içim sıkışıyordu. Gün oldu babamın yüzündeki yorgunluğu gördüm, gün oldu annemin mutfakta sessizce hesap yaptığını fark ettim. Ama hiçbir zaman “okuma” demediler. Taşı sıkıp suyunu çıkarır gibi çalıştılar, yeter ki ben okuyayım diye. Şimdi ise o insanların gözlerinde bambaşka bir beklenti vardı. Hayat için, aile için, herkes için bir çıkış yolu arıyorlardı ve sanki o yol benim vereceğim bir karara bağlıydı. Harun’un yüzüne baktım. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı; yapılı bedeni, uzun boyu ve kahve gözleri hemen fark edilecek cinstendi. Onu çocukluğumdan beri tanıyordum. Bir kadının yanında huzur bulabileceği türden biriydi belki de. Ama içimdeki düğüm bununla ilgili değildi. Mesele Harun’un nasıl biri olduğu değildi; mesele benim içimde ne hissettiğimdi. Ve ne kadar kendimi zorlasam da içimde o duygu yoktu. Tam o anda istemsizce ellerime baktım. Kimse fark etmese de ben biliyordum. O kristali üretirken ellerim titrememişti ama şimdi içimde ağır bir leke bırakıyordu. Hayatım boyunca bilimi doğru bir yerde kullanmayı hayal etmiş biriydim; şimdi ise kimsenin bilmemesi gereken bir günahın yükünü taşıyordum. Belki de bu yüzden içimden geçen düşünce beni bile ürkütüyordu. Belki de bu benim kefaretimdi. Belki de insan yaptığı hataların bedelini bir şekilde ödüyordu. Hayat; hastane odasında nefes almaya çalışırken, benim sevdiğim ya da istemediğim şeylerin bir önemi kalıyor muydu gerçekten? Derin bir nefes aldım ve başımı kaldırdım. Salondaki herkes farkında olmadan bana bakıyordu. Sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak konuşmaya başladım. “Aslında bir oturup konuşmaktan zarar gelmez,” dedim. Sözler ağzımdan çıktığı anda odadaki hava değişti. Babam bana dikkatle baktı; sanki gerçekten ne düşündüğümü anlamaya çalışıyordu. Hikmet amcanın yüzünde memnuniyetini gizleyemeyen bir ifade belirdi. Nuran teyze oğluna kısa bir bakış attı, Harun ise sessizce bana bakmaya devam ediyordu. Babam sonunda başını salladı ve “Tanışmanız müsaniptir.” dedi. Herkes memnun olmuştu, annem ve babaannem dışında... Hatta yarına bir buluşma bile ayarlanmıştı bizim için. Bir süre daha sohbet edildi, ardından misafirler kalktı. Kapı kapandığında evin içindeki sessizlik neredeyse elle tutulacak kadar ağırdı. Annem ilk konuşan oldu. Bana öyle bir baktı ki içimde sakladığım her şeyi görüyormuş gibi hissettim. “Neva,” dedi yavaşça. Babannem bastonuna dayanarak bana doğru biraz yaklaştı. “Kızım,” dedi, “sen az önce gönlünden konuşmadın.” Annem de yanına geldi, sesi her zamanki gibi yumuşaktı ama içindeki endişe saklanmıyordu. “Kendini mecbur hissetme,” dedi. “Hayat için de olsa… insan hayatını mecburiyetten kurmaz.” Babannem başını salladı. “Biz o çocuğu da düşünürüz,” dedi kararlı bir sesle. “Ama sen kendini ateşe atmak zorunda değilsin.” Onlara baktım. Keşke her şey sadece bir evlilik meselesi olsaydı. Keşke içimde taşıdığım şey sadece bir kararsızlıktan ibaret olsaydı. Ama değildi. Ve en acısı da bunu onlara söyleyemeyecek olmamdı. Babannem kaşlarını çatarak bana baktı, kararsızlığımı görüyordu. “Bu nasıl iş kızım?” dedi. “Adam geldi kapımıza, lafı dolandırdı dolandırdı, sonunda seni istedi. Böyle pat diye olur mu bu işler?” Annem tepsiyi elinde tutarken başını bana çevirdi. Sesi yumuşaktı ama içindeki huzursuzluk gizlenmiyordu. “Neva,” dedi, “babannen haklı, acele karar veriyorsun.” Babam hemen araya girdi. “Dur Asiye,” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Hem bu iş sadece Hayat için değil ki Harun, kızımıza iyi bir eş olur. Kimse kıza acele et de demiyor. ” Babannem bastonunu yere hafifçe vurdu.“Demiyor…