1.
Yazar: Diamondstallion

Selamlar sevgili okurlarım… Kurgumuzun ilk bölümünden inşallah keyif alırsınız. Yıldızımızı parlatmayı ve yorum yazmayı lütfen unutmayın. 🌊 Başlangıç tarihinizi eklerseniz çok sevinirim. İyi okumalar diliyorum. 🌊🧿 Karadeniz sabahları insana acele etmemeyi öğretir. Güneş henüz ufuktan görünmeden deniz kendini duyurur; kıyıya vuran dalgaların sesi, ahşap evlerin duvarlarına çarparak içeri süzülür. Bizim evde sabahlar böyle başlar. Önce deniz gelir, sonra sobanın çıtırtısı, ardından hayatın kendisi. O sabah alt kata indiğimde ev çoktan uyanmıştı. Sobanın üzerinde kaynayan çaydanlıktan yükselen buhar mutfağı dolduruyor, mısır ekmeğinin kokusu ahşap duvarlara siniyordu. Bu koku eskiden bana çocukluğumu hatırlatırdı; şimdi ise daha çok, kaybolmasın diye derin derin içine çektiğim bir güven duygusu gibiydi. Mutfakta annem vardı. Sofrayı her zamanki gibi özenle hazırlıyordu. Dışarıdan bakan biri için bu sabah, diğerlerinden farksız görünüyordu. Ama biz, evin içinde dolaşan o sessiz gerilimi hissediyorduk. Kapının önünde babam oltalarıyla uğraşıyordu. Denize çıkacağı için misinaları kontrol ediyor, iğneleri tek tek elinden geçiriyordu. Pencerenin önünde ise babaannem oturuyordu. Tespihini ağır ağır çekiyor, gözlerini denizden ayırmıyordu. Duası denizin sesine karışıyordu. Sofraya oturduğumuzda herkes yerini aldı. Abim Poyraz, yengem Zeynep… ve Hayat. Hayat’ın başı Zeynep’in göğsüne yaslıydı, küçük bedeni annesinin nefesiyle aynı ritimde yükselip alçalıyordu. Olması gerekenden daha hafifti. Bunu herkes biliyordu ama kimse söylemiyordu. Zeynep’in bakışları Hayat’tan hiç ayrılmıyordu. Önündeki çay soğumuştu, farkında değildi. Poyraz sandalyesini biraz daha yaklaştırdı. Elini uzattı, Hayat’ın ayağına dokundu. Sanki temasları kesilirse, tutundukları son şey de kopacakmış gibi hissediyorlardı. “Bugün hava iyi,” dedi babam, sesini mümkün olduğunca sıradan tutarak. “Deniz sakin.” Babaannem başını salladı. “Sabahın sessizliği hayra alamettir,” dedi. Zeynep hafifçe gülümsedi. Hayat’ın saçlarını düzeltti. “Bugün daha iyi,” dedi, kelimeleri dikkatle seçerek. Ben Hayat’ın parmaklarını avucumun içine aldım. Gücü azdı ama tutuşu kararlıydı. O an, içimde tarif edemediğim bir sıkışma hissettim. İnsan sevdiği bir çocuğun nefesini saymaya başladığında, hayat başka bir yere savruluyordu. Sofraya hep birlikte oturduk. Annem kuymak tavasını ortaya koyarken, tereyağının sesi sobanın çıtırtısına karıştı. Uzayan peynir, buharla birlikte havaya kalktı. Babaannem başını iki yana salladı. “Ula şuna bak,” dedi. “İnsanın içi açılıyor.” Babam gülümsedi. “Sabah sabah hepimize moral lazım ana,” dedi. “Kuymağın olduğu masada huzur da bol olur.” Hepimiz gülümseyerek baktık anne oğulun kuymak sevdasına. Kesinlikle evimizin vazgeçilmeziydi. Annem tahta kaşığı Zeynep’e uzattı. “Sen karıştır,” dedi. “Elin bereketlidir.” Zeynep gülümsedi. Hayat hâlâ kucağındaydı o yüzden kaşığı tutarken bile dikkatliydi. Hayat’ın yüzü annesinin göğsüne dönüktü. Bir an başını kaldırdı. Yeşil gözleri masanın etrafında dolaştı. Sonra bana baktı, gülümsedi. İçim ısındı. O gülümseme… Ne zaman görsem, her şeye rağmen iyi olacağımıza inandırıyordu beni. “Bakın,” dedi annem. “Gözleri gittikçe Neva’ya benziyor. Yeşil yeşil maşallah sübhanallah.” Poyraz hemen atladı. “Gözü benzesin de,” dedi. “Huyu benzemesin bu aksi keçiye.” Yüzümü buruşturup gözlerimi devirdim. Tam çemkirecekken, Zeynep abimi hafifçe dirseğiyle dürttü. “Sus,” dedi gülerek. “Ayıp ediyorsun.” Babam ekmeği böldü. “Hem güzel hem akıllı olacak bu çocuk,” dedi. Hayat’a bakarken. “Bakışı diri.” Babaannem tespihini masaya bıraktı. “İnşallah,” dedi. “Allah acısını göstermesin.” Kimse o cümleyi yarım bırakmadı. “Amin.” İnanç, bu evde yüksek sesle söylenen ve uygulanan yegane kuraldı. Poyraz çay doldurup bana uzattı. “Soğutmadan iç abim.” dedi. “Aksi keçi, teşekkür ediyor,” dedim. Saçlarımı karıştırıp şakağıma bir öpücük kondurdu. “Seviyorum ben bu aksi keçiyi.” dedi. Hep bir ağızdan güldük. O sırada Hayat’ın da kıkırdayışı doldu kulakları…