KRİSTAL

Giriş

Yazar:

KRİSTAL – Diamondstallion kitap kapağı
KRİSTAL – Diamondstallion kitap kapağı

Neva içeri girdiğinde kimse ona bağırmadı. Kimse silah doğrultmadı. Bu, daha kötüydü. Sessizlik vardı. Sessizlik ve tam ortasında duran bir adam. Ona burada Kozel diyorlardı. Gerçek adını bilen yoktu. Bilmesine izin verilen de yoktu. Çünkü Kozel bir lakap değildi; bir maske, bir korku biçimiydi. İnsanların ona bakarken gördüğü şey buydu. Cellat… Adam loş ışığın altında duruyordu. Saçları neredeyse kazınmıştı; kafatasının sert çizgileri saklanmamıştı. Sağ kaşını yaran iz, eskiydi ama bilerek taşınıyor gibiydi. Gözleri açık maviydi, soğuk, derin, insana bakmaktan çok içini ölçen gözler. Elleri… elleri dikkat çekiyordu. Eklem yerleri bozulmuş, derisi kalınlaşmış, eski kırıklar yanlış kaynamıştı. Bu ellerin yazı yazmak için değil, yüz dağıtmak için var olduğunu anlamak zor değildi. Neva adımlarını sayarak ilerledi. Abisini henüz görmemişti. İçindeki panik, bir hayvan gibi göğsünü tırmalıyordu ama bunun yüzüne yansımasına izin vermedi. İki adam önünü kesti. Neva başını kaldırdı ve hiç tereddüt etmeden konuştu. “Viktor Volkov.” O an… Zaman durdu. Silahlar inmedi aksine parmaklar tetiklere daha çok baskı uygulamaya başladı. Adamların bakışları Neva’dan Kozel’e kaydı. Tercüman refleksle geri çekildi. Çünkü bu isim burada söylenmezdi. Kozel’in yüzü değişmedi. Ama gözleri… Bir anlığına karardı. Yavaşça döndü, Neva’ya baktı. Buna bakmak da denmezdi. Adam adeta karşısındaki kadına kilitlenmişti. Yanına doğru yürüdü. Adımları sakindi ama her adımda bir tehdit vardı. Önünde durdu. O kadar yakındı ki Neva onun nefesini hissetti. Rusça bir şey söyledi. Ses tonu alçaktı ama bastırılmış bir öfke taşıyordu. Tercüman yutkundu. “Patron soruyor,” dedi titreyerek, “bu ismi nereden bildiğini.” Neva cevap vermedi. Kozel’in eli bir anda kalktı. Neva’nın saçını değil… boynunu kavradı. Parmakları sıcak, baskısı ölçülüydü. Bir hamlede öldürebileceğini gösterecek kadar da netti. Gözlerinden tereddüttün esamesi okunmuyordu. Tekrar konuştu. Bu kez sesi daha sertti. Tercüman neredeyse fısıldadı: “Bu ismi bir daha söylersen… seni burada toprağa gömeceğini söylüyor.” Boğazını temizledi. “Hem de diri diri.” Neva’nın nefesi titredi. Gözleri doldu ama kaçmadı. Başını hafifçe yana çevirdi. “Yanlış adamı kaçırdın.” Dedi sakince. Kozel’in eli durdu. Bu kez gerçekten durdu. Neva devam etti. Sesindeki kırılganlık, kelimelerindeki keskinlikle çarpışıyordu. “Üretimi abim yapmıyor. Ben yapıyorum.” Kozel güldü. Ama bu bir kahkaha değildi. Kısa, sert bir nefes gibi çıktı ağzından. Aşağılayıcıydı. İnançsızdı… Bir işaret yaptı, kapı açıldı. Neva abisini o an gördü. Çığlığı bu kez boğazından kaçtı. Dizleri büküldü ama yine de düşmedi. Çünkü bakmak zorundaydı. Abisinin yüzü… insanlıktan çıkmıştı. Gözleri yarı kapalıydı. Kanı üzerinde kurumuştu. Neva’nın içi parçalandı. Kozel ise yalnızca ona bakıyor, tepkisini izliyordu. İnanmıyordu ama ölçüyordu. Rusça konuştu. Tercüman çevirdi: “Patron diyor ki… eğer yalan söylüyorsan, abin birazdan ölür.” Neva başını kaldırdı. Gözleri yaşlıydı ama bakışı sapasağlamdı. “Öldür,” dedi. “Ama üretim yine de durmaz. Çünkü işin kaynağı benim.” Kozel bir adım daha yaklaştı. Bu kez eli Neva’nın çenesinin altındaydı. Başını kaldırdı. Bu, Neva’nın beklediği bir şey değildi. Karşısındaki adamın ona bağıracağını hatta vuracağını düşündü. Oysa Kozel yalnızca baktı. Uzun, rahatsız edici bir sessizlikle. Sanki Neva’nın yüzündeki her çizgiyi ezberliyordu. Sonra eli indi. Parmakları Neva’nın bileğine dolandı. Sert değildi ama yumuşak da değildi. Kaçamayacağını hissettiren türden bir tutuştu. Sahiplenmenin ilk hali gibi. Ama şefkatle hiç ilgisi yoktu. Rusça konuştu. Uzun uzun. Ses tonu yükselmedi ama içindeki şey… karanlıktı. Tercüman cümleleri çevirmekte zorlandı. “Patron diyor ki,” dedi, “eğer doğruyu söylüyorsan… bu daha kötü.” Neva yutkundu. Ellerini üç kez yıkamadığı her anki gibi, içi kirlenmiş hissediyordu. Nabzı sayılara bölünmüş gibiydi. Üç nefes. Üç saniye. Üç adım. “Çünkü,” diye devam etti tercüman, “aklı olan bir kadın bunu yapmaz.” Kozel Neva’yı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku