Kaçış Koridoru
Yazar: Young Ladyyy

Yeraltı koridorunda yankılanan metal kapının sesi uzun süre kesilmedi. GÜÜÜM… Sanki bütün tüneller o sesle birlikte titremişti. Emma’nın eli istemsizce lambayı daha sıkı kavradı. Koridorun sonundaki yaşlı adam bir anda ayağa kalktı. Az önce yorgun görünen yüzü şimdi bambaşka bir ifadeye bürünmüştü. Telaş… Korku… Ve yıllardır taşıdığı bir yük… “Hepsi bitti…” diye mırıldandı. “Hayır… Beni değil…Seni buldular.” Emma’nın kalbi hızlandı. “Kim?” Yaşlı adam cevap vermedi. Koridorun karanlığına bakıyor, sanki yaklaşan bir şeyi dinliyordu. Sonra fısıldadı. “Dinle…” Emma nefesini tuttu. İlk başta hiçbir şey duymadı. Derken… Uzaktan gelen ayak sesleri… Bir kişi değildi. Birkaç kişi. Taş zemine vuran ağır çizmeler, tünelin içinde yankılanıyordu. “Tak… Tak… Tak…” Sonra ikinci bir grup… Üçüncü… Emma’nın boğazı kurudu. “Bunlar muhafız mı?” “Hayır.” Yaşlı adamın sesi sertleşti. “Saray muhafızları bu tünelleri bilmez.” “Öyleyse kim onlar?” Adam Emma’nın gözlerinin içine baktı. “Çiçeklerin dilini susturmak isteyenler.” Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Artık yalnızca yankı değil, fısıldaşmalar da duyuluyordu. Emma lambayı söndürmek istedi. Yaşlı adam başını salladı. “Hayır. Lambayı söndürürsen sen göremezsin. Onlar ise karanlıkta da yolunu bulur.” Bu söz Emma’nın içini ürpertti. “Sen kimsin?” diye sordu yeniden. “Gerçekten kimsin?” Adam birkaç saniye sustu. “Benim adım…Elias. Armand’ın ağabeyiyim. Yıllar önce öldüğüm ilan edildi ama aslında…beni buraya hapsettiler.” Emma şaşkınlıkla ona baktı. “Hapsettiler mi?” “Evet. Çünkü bildiklerim…yanlış insanların eline geçerse krallık çökerdi.” Birden koridorun diğer ucunda titrek ışıklar belirdi. Meşaleler… Bir değil… İki değil… En az altı tane. Elias’ın yüzü gerildi. “Çok erken geldiler.” Emma korkuyla sordu. “Ne yapacağız?” Yaşlı adam hiç düşünmeden duvarın yanına koştu. Elini taşların arasındaki küçük demir halkaya uzattı. “Buraya gel!” Emma hızla yanına geçti. Elias halkayı bütün gücüyle çekti. İlk başta hiçbir şey olmadı. Sonra… Koridor sarsıldı. Taş duvarın bir bölümü ağır ağır açıldı. Arkasında insanın ancak eğilerek geçebileceği kadar dar ikinci bir geçit vardı. Emma şaşkınlıkla baktı. “Başka bir tünel…” Elias başını salladı. “Kaçış koridoru. Armand’la birlikte bunu biz yaptık.Yıllar önce.” Tam geçide girecekleri sırada… Ana koridorun ucundan sert bir ses duyuldu. “Oradalar!” Emma’nın kanı dondu. Işıklar hızla yaklaşmaya başladı. Artık ayak sesleri koşuyordu. Elias Emma’nın kolundan tuttu. “Koş!” İkisi dar geçide girdi. Arkalarındaki taş kapı yavaş hareket ediyordu. Çok yavaştı. Emma arkasına baktı. Meşalelerin ışığı artık yüzlerini aydınlatıyordu. Siyah pelerinli altı kişi… Hepsinin yüzü siyah maskelerle kapalıydı. Öndeki adam bağırdı. “Emma’yı canlı istiyorum!” Bu söz genç kızın bütün bedenini titretti. Beni tanıyorlar… Gerçekten beni arıyorlar… Elias taşı itmeye çalışıyordu ama kapı henüz kapanmamıştı. Tam o anda maskeli adamlardan biri kolunu kaldırdı. Elindeki küçük hançeri bütün gücüyle fırlattı. Hançer havada dönerken Emma’nın gözleri büyüdü. Her şey yavaşlamış gibiydi. “Eğil!” diye bağırdı Elias. Emma refleksle yere çöktü. Hançer başının üzerinden geçerek arkasındaki taş duvara saplandı. TAK! Kıvılcımlar saçıldı. Elias son bir hamleyle taş kapıyı itti. GÜÜÜM! Kapı tamamen kapandı. Maskeli adamların öfkeli bağırışları diğer tarafta kaldı. Emma dizlerinin üzerine çöktü. Nefes nefeseydi. Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu. Elias da duvara yaslandı. Yüzü bembeyaz olmuştu. “Şimdilik…” dedi güçlükle. “Şimdilik kurtulduk.” Emma tam cevap verecekti ki… Geçidin derinliklerinden ince bir çocuk sesi duyuldu. “Dedeci…” Emma ile Elias aynı anda irkilerek sesin geldiği yöne döndüler. Dar tünelin karanlığında, elinde küçük bir mum tutan yaklaşık sekiz yaşlarında bir kız çocuğu duruyordu. Emma’nın şaşkınlığı bir anda yerini yeni bir soruya bıraktı. Yeraltında yaşayan yalnızca Elias değildi.