Kraliçenin Bahçesi

Duvarın Ardındaki Nefes

Yazar:

Kraliçenin Bahçesi - Young Ladyyy kitap kapağı
Kraliçenin Bahçesi kitap kapağı

Emma elini duvardan çekemedi. Parmaklarının altında hissettiği hafif titreşim devam ediyordu. Bu eski taş duvarın arkasında gerçekten boş bir alan vardı ve o boşlukta… birisi vardı. Kalbi yeniden hızlanmaya başladı. Lambayı biraz daha yaklaştırdı. Duvarın taşlarını dikkatle incelemeye başladı. Dedesi ona yalnızca çiçekleri değil, seranın her köşesini de öğretmişti. “Eski yapılarda hiçbir taş diğerinin aynısı değildir.” derdi. Emma avuç içiyle taşların yüzeyini tek tek yokladı. Bir taş….Diğerlerinden daha pürüzsüzdü. Üzerindeki toz tabakasını eliyle sildi. Ortaya küçük bir oyma çıktı. Bir zambak… Tam da biraz önce bulduğu küçük pirinç anahtarın üzerindeki zambakla aynıydı. Emma’nın nefesi kesildi. Cebinden anahtarı çıkardı. Elindeki anahtar ile duvardaki sembol birbirinin aynısıydı. “Demek…” diye fısıldadı. “Bu anahtar buraya ait.” Anahtarı zambak sembolünün tam ortasındaki küçük yuvaya yerleştirdi. Bir an hiçbir şey olmadı. Sonra… “Tak…” Duvarın içinden ağır bir mekanizma çalışmaya başladı. Taşlar yavaş yavaş titreşti. Emma iki adım geri çekildi. Tozlar tavandan dökülmeye başladı. Yıllardır açılmamış gizli kapı ağır ağır yana doğru kaydı. İçeriden buz gibi bir hava yükseldi. Emma lambasını kaldırdı. Kapının ardında dar, taş bir koridor uzanıyordu. Koridorun duvarlarına belirli aralıklarla eski meşaleler yerleştirilmişti ama hepsi sönüktü. Sadece en uzakta… Belirsiz, titrek bir ışık görünüyordu. Emma’nın boğazı kurudu. “İçeride biri var…” Tam geri dönmeyi düşündüğü sırada… Yaşlı bir erkek sesi duyuldu.“Sonunda geldin…” Emma irkilerek lambayı daha yükseğe kaldırdı. “Kim var orada?” Sessizlik… Sonra aynı ses, bu kez daha yavaş konuştu. “Armand’ın torunu…Yaklaş.” Emma olduğu yerde kaldı. Bu sesi daha önce hiç duymamıştı fakat adam onun kim olduğunu biliyordu.“Sen… kimsin?” diye sordu. Koridorun sonundaki ışığın yanında bir gölge kıpırdadı. “Ben…yıllardır seni bekleyen kişiyim.” Emma’nın içindeki şüphe büyüdü. “Dedemi nereden tanıyorsun?” Gölge birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra ağır bir iç çekiş duyuldu. “Armand…Benim kardeşimdi.” Emma’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Kardeşi mi?” Bu imkânsızdı. Dedesi ona hayatı boyunca tek çocuk olduğunu söylemişti. Hiçbir akrabalarından bahsetmemişti. “Yalan söylüyorsun!” dedi Emma, sesi taş duvarlarda yankılanarak. “Dedemin benden başka kimsesi yoktu.” Koridorun sonundaki adam acı bir kahkaha attı. “Öyle bilmeni istedi.Çünkü beni öldü sandı.” Emma’nın zihni karmakarışık olmuştu. Bir yanda dedesinin günlüğü… Bir yanda siyah pelerinli adam… Şimdi de yıllardır yeraltında yaşadığını söyleyen bir yabancı… Hangisine inanacağını bilmiyordu. Tam bir adım atacakken dedesinin günlüğünde okuduğu cümle aklına geldi. “Kimseye güvenme.” Emma olduğu yerde durdu. Elini fark ettirmeden belindeki küçük bahçıvan bıçağına götürdü. “Gerçekten Armand’ın kardeşiysen…Bunu kanıtla.” Koridorun sonundaki adam başını eğdi. Sonra yavaşça cebinden eski, gümüş bir cep saati çıkardı. Lambanın ışığı saate vurunca Emma’nın nefesi kesildi. Bu saati tanıyordu. Çünkü çocukken dedesi her doğum gününde onu çıkarır, kapağını açıp içindeki küçük resmi gösterirdi. Resimde iki genç adam vardı. Armand ve yanında yüzü dedesine çok benzeyen başka biri. Emma o zamanlar bunun eski bir dost olduğunu sanmıştı. Dedesi ise hiçbir açıklama yapmamıştı. Koridorun sonundaki yaşlı adam, saatin kapağını kapatıp titreyen sesiyle konuştu. “Şimdi bana inanıyor musun, Emma?” Emma cevap veremedi. Tam o sırada… Yeraltı koridorunun çok uzağından metal bir kapının sertçe kapanma sesi yankılandı. GÜÜÜM! İkisi de aynı anda başlarını sesin geldiği yöne çevirdi. Yaşlı adamın yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önceki sakin hâlinden eser kalmamıştı. Korkuyla fısıldadı: “Hayır…Onlar burayı bulmuş…” Ve ilk kez Emma, o güçlü görünen yaşlı adamın gerçekten korktuğunu gördü.

Bölümün tamamını WritePad'de oku