Kraliçenin Bahçesi

İlk Günlük

Yazar:

Kraliçenin Bahçesi - Young Ladyyy kitap kapağı
Kraliçenin Bahçesi kitap kapağı

Emma, elindeki küçük kâğıda donup kalmış gözlerle bakıyordu. “Seni buldum, Emma.” Yazıyı defalarca okudu. Her okuyuşunda harfler biraz daha ağırlaşıyor, boğazına görünmez bir düğüm oturuyordu. Bu bir tehditti ama aynı zamanda bir mesajdı. Bu kişi onu öldürmek isteseydi, birkaç dakika önce bunu yapabilirdi. Yeraltı odasında tamamen savunmasızdı. Kimse onun orada olduğunu bilmiyordu. Yine de adam gitmişti. Bilerek onu korkutmak istemişti. Emma derin bir nefes aldı. “Hayır…” diye fısıldadı kendi kendine. “Korkmamı istiyorsun.” Kâğıdı dikkatlice katladı. Sonra siyah güle baktı. Çiçeği eline aldığında kaşları çatıldı. Bu gül, saray bahçesinde yetişmiyordu. Bunu kesin olarak biliyordu. Çünkü sarayın bütün çiçeklerini çocukluğundan beri kendi elleriyle yetiştirmişti. Yapraklarının dokusu farklıydı. Dikenleri daha uzundu. Üstelik sapının dibine küçük bir balmumu damlatılmıştı. Emma bıçağıyla balmumunu dikkatlice kazıdı. Altında küçücük bir arma ortaya çıktı. Kanatlarını açmış bir kuzgun… Ve altında tek harf…”V” Emma bu sembolü daha önce hiç görmemişti ama bir şeyden emindi. Bu, rastgele bırakılmış bir işaret değildi. Yavaşça dedesinin günlüğünü yeniden eline aldı. Az önce yalnızca ilk satırlarını okuyabilmişti. Şimdi ise cevapları bulmaya her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı. Derin bir nefes aldı. Sayfayı çevirdi. “Sevgili Emma…Eğer bu satırları okuyorsan, demek ki seni korumak için sakladığım sırlar artık saklanamayacak kadar büyüdü. Sana yıllarca yalnızca bahçıvanlığı öğretmediğimi fark etmişsindir. Toprağın kokusunu… Rüzgârın yönünü… Çiçeklerin neden belirli sıralarla dikildiğini…Bütün bunlar seni hazırlamak içindi.” Emma’nın gözleri doldu. Dedesi… Her şeyi planlamıştı. Sayfayı çevirdi. Bu kez yazılar daha farklıydı. Sanki Armand bunları yazarken acele etmişti. Mürekkep bazı yerlerde dağılmıştı. “Beni dinle. Kimseye güvenme. Kraliçeye bile…” Emma’nın gözleri büyüdü. Bir önceki bölümde Kraliçe Isolde ona yardım ediyor gibi görünmüştü. Peki dedesi neden böyle yazmıştı? Titreyen parmaklarıyla okumaya devam etti. “Kraliçe kötü biri değil ama sarayda kimin dost, kimin düşman olduğunu o bile bilmiyor. İçlerinden biri yıllardır bizim aramızda yaşıyor. Onu bulmadan gerçeği kimseye söyleme.”Emma istemsizce arkasına baktı. Yeraltı odası sessizdi ama artık sessizlik bile güven vermiyordu. Bir sonraki sayfayı çevirdiğinde günlüğün arasından eski bir parşömen yere düştü. Emma hemen eğilip aldı. Bu kez bir yazı değil…Bir çizim vardı. Sarayın plannı ama… bildiği saray değildi. Koridorların altında ikinci bir kat çizilmişti. Yeraltında uzanan gizli tüneller… Gizli odalar… Ve kırmızı mürekkeple işaretlenmiş tek bir yer… “Kraliçenin Kütüphanesi.” Emma’nın nefesi hızlandı. Demek sera yalnızca başlangıçtı. Tam haritayı katlayacağı sırada günlüğün son sayfasından küçük, pirinç bir anahtar düştü. Bu anahtar, yukarıdaki kapağı açan bronz anahtardan çok daha küçüktü. Üzerine ince ince işlenmiş bir zambak motifi vardı. Altına da tek bir kelime kazınmıştı. “Arşiv.” Emma anahtarı avucuna aldı. “Arşiv…” Fısıltısı taş duvarlarda yankılandı. Tam o anda… Yeraltı odasının çok derinlerinden bir ses geldi. Bu kez yukarıdan değildi. Aşağıdan… Sanki odanın arka duvarının ötesinden… “Tok…” Emma olduğu yerde dondu. Bir kez daha duyuldu. “Tok…” Sonra üçüncü kez… “Tok…” Bu bir taşın düşme sesi değildi. Birisi… Duvarın arkasından vuruyordu. Emma lambayı kaldırıp sesin geldiği yöne doğru yürüdü. Arka duvara yaklaştıkça ses daha net duyulmaya başladı. “Tok…” “Tok…” “Tok…” Duvara eliyle dokundu. Taş buz gibiydi ama…parmaklarının altında hafif bir titreşim hissediliyordu. Duvarın arkasında boşluk vardı ve o boşluğun içinde… birisi yaşıyordu ya da…birisi çıkmaya çalışıyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku